"GÜVEN" EMANETİ...
İnsan, değer verdiği kişi tarafından aldatıldığını anladığında sadece karşısındaki insana kızmaz,kendisine de kızar. “Ben bu insana nasıl güvendim, nasıl inandım, nasıl mahremimi açtım, nasıl kendimi ona emanet ettim?” diye düşünür. Aldatılmanın en ağır taraflarından biri budur. İnsan bazen ihanetten çok, ihanet edene duyduğu güvene yanar. Yanlış kişiyi doğru insan zannetmiş olmanın mahcubiyetini yaşar. Güven, insanın bir başkasına verebileceği en kıymetli emanetlerden biridir. Para kaybedilir yeniden kazanılır, eşya kırılır yenisi alınır, makam gider başka imkânlar bulunabilir. Fakat güven kırıldığında aynı yerden yeniden filizlenmesi mümkün değildir. Güven aklın verdiği bir kredi değil, gönlün teslim ettiği bir emanettir.
İnsan sosyal bir varlıktır. Konuşmaya, paylaşmaya, sevmeye, sevilmeye, güvenmeye ve dost edinmeye ihtiyaç duyar. Fakat insanın bu ihtiyacı aynı zamanda onun en savunmasız tarafıdır. Herkese iyi davranmak ahlâkın gereğidir, fakat herkesle yakınlaşmak aklın gereği değildir. İslâm hüsnüzannı esas alır ama tedbiri ortadan kaldırmaz. Kur’ân-ı Kerîm, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe,119) buyurur. Ayette sadece “insanlarla beraber olun” denilmiyor, beraber olunacak insanların vasfı belirtiliyor. Resûlullah’ın (s.a.v.), “Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse sizden biri kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.” (Ebû Dâvûd) ikazı da dost seçiminin insan hayatındaki belirleyici gücünü göstermektedir.
İnsan yalnızca konuştuğu kişilerden bilgi almaz, onlardan hâl de alır. Beraber bulunduğu insanların dilinden, ahlâkından, alışkanlıklarından, dünya görüşünden, öfkesinden, merhametinden ve hatta utanma anlayışından etkilenir. Sosyolojik olarak çevre, insanın görünmeyen okuludur. Bir davranış çevrede sürekli tekrarlandığında önce görülür, sonra kabullenilir, ardından normalleşir. Bu nedenle yanlış insanlarla uzun süreli yakınlık, yalnızca güven problemi değil, zamanla şahsiyet problemi de oluşturabilir. Fakat yanlış kişiyle........
