menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Siyasetin Kısırdöngüsü: Kimlik, Koltuk ve Maliyetsizlik

3 0
sunday

İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör

Çavuşesku’nun Termometresi

Cumhuriyet’in Edebiyatı

OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum

D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi

Siyasetin Kısırdöngüsü: Kimlik, Koltuk ve Maliyetsizlik

Mutlak butlan kararının her yerde haber olduğu sırada bir arkadaşım mesaj attı: “Kılıçdaroğlu hemen kurultaya gidip kendisi aday olmasa ve parti güçlenerek bu süreçten çıksa, sence böyle bir senaryo olur mu?” Soru safça ama iyi niyetliydi. Muhtemelen arkasında çaresiz bir umut vardı. Umutlar zaten genelde çaresiz olurlar. Ben de kısa yazdım: “Olmaz.” Kısa yazdım çünkü uzun yazmak, o umudu söndürmek gibi geldi belki de. Evet, olmazdı, zira bunun için başka bir bağlam gerekliydi.

Ama o mesaj aklımdan çıkmadı. Çünkü arkadaşımın şaşkınlığı ve benim kesinliğim aslında siyaset hakkında birbirini tamamlayan iki şeyi ortaya koyuyordu. Biri, seçmenin siyasetçiye biçtiği roldü, diğeri siyasetçinin kendine biçtiği rol. Ve bu iki rol nadiren örtüşüyordu. Örtüşmediği her seferde de, kamuoyunda aynı şaşkınlık ve öfke beliriyordu. Burada şaşkınlık bilişsel bir sarsılmadır, beklentinin çöküşüdür. Öfke ise ahlaki bir tepkidir, haksızlık duygusundan doğmaktadır.

Peki seçmen neden öfkelenir? Yalnızca bir tercihin hayal kırıklığından değil bu. Öfkenin kaynağı çok daha derindedir genelde. Seçmen, oy verdiği lidere duygusal bir sermaye yatırmıştır. O sermayenin karşılığını talep etmektedir. Somut bir siyasi kazanım olarak değil ama, yeri geldiğinde ahlaki bir jest olarak.

Peki o beklenen jest çoğunlukla neden gelmez?

Siyasette makam ya da koltuk, dışarıdan göründüğünden çok daha fazlasıdır. Sıradan bir kariyer pozisyonu değildir, bir kimlik çerçevesidir profesyonel siyaset. Çoğu siyasetçi için koltuk, “ne yapıyorsun?” sorusunun cevabı değil, “kimsin?” sorusunun cevabıdır. Bu ayrım küçük gibi görünebilir ama her şeyi değiştirir. Çünkü bir insanın yaptığı şeyi kaybetmesi ile olduğu şeyi kaybetmesi arasında büyük fark vardır.

Max Weber, bir asır önce bu farkı iki kavramla anlatmaya çalışmıştı. Politika için yaşamak ve politika sayesinde yaşamak. Birincisinde siyaset bir araçtır, belirli bir dava, belirli bir vizyon için kullanılan geçici bir platform. İkincisinde ise siyaset bizatihi amaçtır, gelir kaynağı, statü zemini, sosyal varoluşun tamamıdır. Weber bu ikisinin pratikte iç içe geçtiğini de biliyordu. Ama ayrımın analitik değeri hâlâ keskindir. Bir siyasetçi koltuğunu kaybettiğinde geriye ne kalıyor sorusu önemli burada. Eğer cevap, çok az şey ise, o siyasetçinin koltuğa tutunma refleksi neredeyse biyolojik bir hal alır. Koltuktan düşmek, salt emekliye ayrılmak değildir artık, bir tür sosyal ölümdür.

Kabul edelim Türkiye siyasi kültürü ya da siyaset yapısı bu dinamik üstüne kurulu. Siyaset burada nadiren geçici bir uğrak yeri olarak görülür. Alternatif prestij alanları, bağımsız sivil toplum, güçlü akademi, etkili gazetecilik, ya zayıftır ya da siyasetle fazlasıyla iç içe geçmiştir. Siyasetçi için geri dönülecek bir normal hayat çoğu zaman yoktur. Bu yapısal boşluk, koltuğu sıradan bir pozisyondan varoluşsal bir meseleye dönüştürür. Çekilmek, yenilgiyi kabullenmek değil, kendini silmektir bir anlamda.

Ama işin yalnızca maddi ya da statü boyutu yok. Daha derin bir psikolojik mekanizma da var burada. O da, anlam olgusu. Şöyle açmaya çalışayım. Uzun siyasi kariyeri boyunca siyasetçi, kendisini belirli bir anlatının öznesi olarak kurar. Ya da o anlatının içine yerleşir. “Mücadele eden adam”, “halkın neferi”, “demokrasi dedesi”… Bu anlatılar zamanla siyasetçinin kendi iç dünyasında da gerçekleşir. Koltuktan ayrılmak, bu anlatının sona ermesi demektir. Ve insanlar kendi anlam hikâyelerinin bitmesine, ölümden bile fazla direnirler.

İşte tam burada seçmenle siyasetçi arasındaki o derin yanlış anlama başlar. Seçmen koltuğu........

© Daktilo1984