menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ekrem Bey, Aldo Moro’yu Kızıl Tugaylar Öldürmedi!

30 0
10.05.2026

İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör

Çavuşesku’nun Termometresi

Cumhuriyet’in Edebiyatı

OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum

D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi

Ekrem Bey, Aldo Moro’yu Kızıl Tugaylar Öldürmedi!

İtalya’da 1976 seçimleri sürpriz bir sonuç üretmiş, İtalyan Komünist Partisi’nin oy oranı yüzde 34’e ulaşmıştı. Soğuk Savaş psikolojisi düşünüldüğünde bu sonuç, NATO ittifakı için tedirgin ediciydi. Komünist Parti, Avrupa’nın kalbinde, oyların üçte birinden fazlasını almıştı.

Ancak İtalya’da böyle düşünmeyen biri vardı. 1950’li yıllardan itibaren birçok bakanlık görevinde bulunmuş, 1963-1968 ve 1974-1976 yılları arasında başbakanlık yapmış olan Hristiyan Demokrat lider Aldo Moro, ülkenin istikrarı için yeni kabinenin mutlaka komünistleri de kapsaması gerektiğini düşünüyordu. Komünistleri sistemin içinde tutmak için liderleri Enrico Berlinguer ile yakın kişisel bir ilişki kurmuş ve “büyük uzlaşma” adını verdiği kapsayıcı hükümet projesini dillendirmeye başlamıştı.

Bu sıralarda, Avrupa komünizmi de ilginç bir dönüşüm geçiriyordu. Fransız, İspanyol ve İtalyan komünist partileri, Moskova’nın uydusu ve Soğuk Savaş’ın figüranı olmaktan hoşnut değildi. Bunun için Eurocommunism kavramını geliştirmişlerdi, Avrupa’nın değerlerine daha uyumlu bir komünizm yorumu yapıyorlardı. Elbette ki bu dönüşüm Moro’nun işini kolaylaştırıyordu.

16 Mart 1978 sabahı evden çıktığı zaman Moro, siyasi hedeflerini gerçekleştirebilmesi bakımından önemli bir toplantıya katılmanın heyecanı içindeydi. Büyük uzlaşı meselesi parlamentoda görüşülecek ve yeni açıklanacak Andreotti kabinesi, komünistlerin desteği ile güven oyu alabilecekti. Namlı bir anti-komünist olan Andreotti için bu pek hoşnut olduğu bir durum değildi ancak Moro’nun başını çektiği Hristiyan Demokratların sola yakın kanadı “büyük uzlaşı” konusunu olgunlaştırmış ve komünistleri nihayet hükümete dışarıdan destek verecek hale getirmişlerdi. Moro, bu kabinenin ve elbette ki İtalya’da istikrarın mimarı olarak anılacaktı. Bu övgüleri ise Haziran ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olarak oya tahvil etmek gibi bir amacı da muhtemelen vardı.

Ne var ki Moro, parlamentoya varamadı ve saat 9 civarında otomobili Kızıl Tugaylar militanları tarafından saldırıya uğradı. Silah kullanma eğitimi olmadığı sonradan anlaşılan korumaları öldürüldü. Moro sağ ele geçirildi ve halk mahkemesinde yargılanmak üzere kaçırıldı.

Leonardo Sciascia, büyük bir gazetecilik örneği gösterdiği kitabında, Moro’nun esaret altındayken hükümete yazdığı  ve ancak 1990’lı yıllarda açıklanan mektupları hikayenin siyasal bağlamı içinde ele aldığında şaşırtıcı bir sonuca ulaştı. Kızıl Tugaylar, Moro’yu serbest bırakmak için hükümetten, birkaç siyasi tutuklunun serbest bırakmasını talep ediyordu. Bu kişiler serbest kalacak ve başka bir ülkeye gideceklerdi. Eski İtalya başbakanının hayatı söz konusu olduğunda, birkaç militanın hapishanede ya da ülke dışında bir yerlerde olmasının hiçbir anlamı olmamalıydı.

Andreotti hükümeti bir şekilde Kızıl Tugaylar’ı muhatap almalı, bu talebi karşılamalı ve Moro’yu kurtarmalıydı. Ancak bu olmadı. Andreotti ve bir çok Hristiyan Demokrat, “devlet terörist ile pazarlık yapmaz” noktasından bir adım bile geriye gitmedi. Moro’nun çaresizce yazdığı mektuplar Komünist Parti’de dahi karşılık bulmadı ve eski İtalyan başbakanı tabir yerindeyse çırpınarak ölüme........

© Daktilo1984