Çerçeve yasanın jeopolitiği - Başar Yaltı
“Çerçeve yasa” olarak adlandırılan ve PKK/ KCK terör örgütüne belli koşullarla “af” getiren 7595 sayılı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” 18.08.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Yasanın 11. maddesinde, “Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer” denmesine karşın yasanın dış dünyada etkilerini gösterecek bir aşamaya gelmesi için birtakım bürokratik işlemlerin olması gerekmektedir. Yasanın 3. maddesine göre; “örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla” altı aylık süre başlayacak ve PKK/KCK terör örgütü mensupları başvurdukları takdirde, yasanın getirdiği kolaylıklardan yararlanacaktır. Nitekim bu amaçla ilk toplantı yapıldı ve bazı kurulların kurulmasına karar verildiği açıklandı.
Çerçeve yasa hakkında, anayasaya aykırı hükümler taşıdığı, barış amacını süreye yayıp bürokrasinin takdirine bıraktığı, belirsizlik ve keyfilik içerdiği yönünde ciddi eleştiriler yapılmaktadır. Tüm bunlara karşın, kamuoyunda hemen hiç tartışılmayan yasa, TBMM de 467 oyla kabul edilmiştir. Araştırmalar yasanın toplumsal karşılığının bu denli yüksek olmadığını ortaya koymaktadır. Yasaya olumlu oy verenler, bu durumu dikkate alarak kimsenin karşı çıkamayacağı “barış” olgusuna sığınmaktadırlar.
Oysa “çerçeve yasa”, “terörsüz Türkiye” sürecini planlayanların siyasal hesaplarına göre düşünülmüş ve düzenlenmiş stratejik bir hamledir. Albert Einstein’ın doğa olaylarının temelinde rastlantısallık bulunduğu görüşüne karşı söylediği, “Tanrı zar atmaz” sözüne atıfta bulunarak diyebiliriz ki Saray rejimi zar atmamıştır. Bir projeye bağlı olarak adım atmıştır. Çünkü siyasette rastlantısallığa yer yoktur. Bu nedenle........
