‘Hizmetkâr’ın ‘devlet aklı’ ve CHP
“Siyasal iktidar”, kendini seçenlerin “hizmetkârıdır”:
Her seçim döneminde liderler “Size en iyi ben hizmet ederim” iddiasıyla gelir ve seçmenden oy isterler.
Seçmen, “hizmetkâr” olarak seçeceği liderden mal ve can güvenliğinin sağlanmasını ve refahının artırılmasını bekler. Bu nedenle ona yetki ve para verir!
Ama bazen seçilerek görevlendirilmiş olan “hizmetkâr”, efendisi olan seçmene güvenlik ve refah vereceğine, iktidar hırsıyla onu soymaya ve dövmeye başlar; cebinden parasını alır, hapse atar, malına mülküne el koyar.
Bunu da “Ben Devletim” diye, efendisi olan milleti kaba kuvvetle, şiddetle korkutarak ve sindirerek yapar!
Elbette, kaba kuvvetin, şiddetin, korku ve sindirme sürecinin gerisinde bir de “ikna süreci” vardır:
İktidardaki parti veya lider bunu “Ben devletim, benim aklım senin aklından üstündür; senin çıkarını ben senden iyi bilirim” diye seçmene yutturmaya kalkar.
Tarih, kendini “Devlet” yerine koyan siyasal iktidarların ve liderlerin yaptıkları zulümlerle ve cinayetlerle doludur.
Demokratik rejimlerde, Anayasalar, Anayasa Mahkemeleri ve Siyasal Partiler, seçilmiş hizmetkârların yani iktidarların “Ben Devletim, benim aklım Devlet Aklıdır, seni hem soyarım, hem döverim” aldatmacasını engellemekle yükümlüdürler.
Dolayısıyla bir muhalefet partisi hele hele bir ana muhalefet partisi asla “Devlet Aklı” diye, kendisinin üstünde olan bir siyasal otoriteden söz edemez.
Bunu söylediği anda, Demokratik Rejimi tahrip ederek kendisini devlet yerine koyan bir iktidarın dümen suyuna girmiş ve muhalefet görevine ihanet etmiş........
