Adalet ve Esat Âdil
Geçen hafta başlayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası, adil yargılama kavramının topyekûn ihlâlini belgelemek için mükemmel bir numune niteliğinde.
Esat Âdil Müstecaplıoğlu 1945’teki bir makalesinde, “vatandaşın mahkeme hürriyeti”nden söz etmiş. Şaşırtıcı ama yalın bir tanım bu: adil yargılanma hakkının bir özgürlük meselesi olduğunu anlatıyor. Ona göre mahkeme hürriyetinin temel unsurları: Müstakil (bağımsız) mahkeme, savunma hakkının kısıtlanmaması, doğal hâkim ilkesi ve aleniyettir. İBB davasında olmayan şeyler.
Hem dilin eskiliği hem yazarın kendine mahsus üslûbu nedeniyle kulağa alışılmadık gelen bir başka terim aktarayım Esat Âdil’den: “itham heyeti.” Savcılık yerine kullanıyor. ‘Teknik olarak, aynı anlama geliyor ama ifadenin duygusu itibarıyla, coşkun, azimkâr, arzulu bir ‘suç atma’ pratiğini imliyor. Yine İBB davasına bakınca, -aslında bütün zamanımız davalarına bakınca-, ete kemiğe bürünen bir terim… İmamoğlu’nun “iftira makamı” ithamıyla da yankı yapıyor, tabii.
1935’te yazdığı bir yazıdan, Brüksel adliyesinde gördüğü tabloları tasvirini aktaracağım bir de Esat Âdil’in. Şöyle diyor: “Kanunu doğuran politikadır. Politika ise Makyavel’in terazisi gibi oynaktır. İşte adaletin yüceliği ve mutluluğu buradadır... Adalet; politikanın doğurduğu kanunu önünde baş eğilir, dize gelinir bir mabud yapar. Bu, şu demektir; adaletin mutlu kılmadığı kanunlar politikanın kendi yapıp yine kendi taptığı putlardır.” Burada da yine alışılmadık bir tabir var: “adaletin mutlu kıldığı/kılmadığı kanunlar”… Adaletin mutlu kıldığı kanunu, muhtemelen, 1950’deki bir yazısında belirttiği “Adaletin, hak mefhumunu tatmin edecek bir mükemmeliyete ulaşması” anlayışında aramak lâzım. Yani ‘düz’ kanun hâkimiyetinin ötesinde........
