menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şebo’nun Esbab-ı “Mucizesi”

22 0
09.08.2026

Altı yıllık bir aradan sonra kraliçemiz nihayet aramıza döndü ve yeniden konser programlarına başladı. Hayranları onu kanlı canlı görmeyi çok özledi. Öyle ki senelerdir konser çağrıları dinmek bilmedi. Ben de onu en son 2018’de ODTÜ’de izlemiştim. Bilenler bilir, kendisi de eski bir ODTÜ’lü olduğu için onun Devrim Stadyumu’ndaki konserleri daha bir ayrı, daha bir tatlı olur. Peki Şebo’ya karşı hissedilen bu çılgınca sevgi, saygı ve hayranlık nereden geliyor? Sosyal medyada falan yazıldığı, söylendiği gibi, AKP’den illallah diyen milletin Tarkuş’a ve Şebo’ya sarılması eski Türkiye’yi, old laik days’i çok özlediği için mi gerçekten? Bence durum pek de öyle değil. Zira eski Türkiye’ye ait birçok figür ortalıkta hala mal mal dolaşıyor ama hiçbiri demesek de büyük çoğunluğu Şebo gibi çok sevilmiyor, sayılmıyor, hatta esamesi bile okunmuyor. Burada biraz bunun üzerine düşünmeye çalışacağım. En başta da kendi hislerime kulak vererek.   

Milyonlarca insan gibi ben de Şebo’yu çok seviyorum. Şu an kendimi manevi olarak ait hissettiğim iki örgütten birinin Şebnem Ferah Fan Club olduğunu söyleyebilirim. Kendisini ta Volvox döneminden beri de ilgiyle takip ederim. 1990ların başında İzmir Fuarı’nda bir yerde karışık bir rock/metal konseri içinde bir iki şarkı da olsa grubu dinlemişliğim de vardır. O zamanlar Volvox’a hastaydık tabii. Çünkü türünün tek örneğiydi. Her yeri bizce “iğrenç” pop müzik işgal etmişken lisede rockçılık oynamaya çalışan bir avuç erkek ergen için tamamı kadınlardan oluşan bir rock grubundan daha cool ne olabilirdi ki. Bu nedenle Volvox’a cümleten, Özlem Tekin’e de hassaten bir hayranlığımız vardı. Birkaç sene sonra Volvox’un dağıldığı haberi geldi. Ardından önce Özlem, az sonra da Şebnem ilk albümlerini çıkardılar ve daha çok pop rock diyebileceğimiz şarkılarla ana akım medyada Kral TVde falan boy göstermeye başladılar. İlk başta bundan çok da hoşlanmadım. Zira, Özlem’in “Duvaksız Gelin” ve Şebo’nun “Vazgeçtim Dünyadan” şarkılarını ilk duyduğumda artık üniversitedeydim ve “bunlar nasıl rock şarkıları lan böyle, ne olmuş bu kızlara!” falan diye düşündüm. Hatta “Gelinlik, Bebek ve Rock” başlıklı onları kınayan bir yazı yazasım bile geldi. Yabancı kadın rockçılar ne bileyim bir Janis Joplin, bir Joni Mitchell, bir Patti Smith falan ne diyor bunlar ne diyordu. Rock müziğin meselesi miydi, gelinlik, duvak, bebek? Olayı o zamanki aklımla “Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye’ye” bağladım ve “la havle” deyip bıraktım. Oysa yukarıdaki şarkıların sözlerine azıcık dikkat eden biri bunlardaki hikâyeyi, meseleyi ve hassasiyeti anlayabilirdi ama bu elbette başka bir bakışı, duyuşu gerektirirdi ve bu o sırada bende yoktu. Gelmesi de seneler aldı. Peki bu nasıl oldu?

Bir kere 1990’ların ikinci yarısında liseden ODTÜ’ye geldiğimizde feminizm, kadın sorunu, toplumsal cinsiyet, LGBT falan gibi kavramlardan, siyaset kuramından, kültürel politikadan, müzik sosyolojisinden falan bihaber cahil ergenlerdik. Benim içinde bulunduğum arkadaş grubu için söyleyecek olursam İzmir’den Ankara’ya gelmiş, üniversite sınavında üç beş puan aldı diye kendisini bir bok zanneden, her şeyle ve herkesle dalga geçen oldukça maskülen, ukala, taşralı, az buçuk da muhalif rockçılardık hepimiz. Kadınlara olan ilgimiz bedenlerine hayranlık duymaktan öteye gitmiyordu. Lisede grup oluşumları genellikle müzik beğenisine göre şekillendiği için temel ayrım (distinction) rockçılar ve popçular arasındaydı. Pop dinleyenlerin çoğu da kadın olduğu........

© Birikim