Okumanın Sonu ve Demokrasinin Çözülüşü
Şöyle bir şey düşünün. Tamamen tesadüfen, TikTok akışınızda kısa süre önce Dover ve Portsmouth’ta son derece örgütlü güç gösterilerine katılan faşistlerin görüntüleri karşınıza çıkıyor (çarşamba günü de Daily Mail’in Londra’daki bürolarının önünde toplanıp liderleri Daniel “Tommo” Thomas’ın annesine yeni bir ev verilmesini talep ettiler). Görüntülerin ilginizi çektiği birkaç saniye boyunca, neler olup bittiğine dair birtakım bilgiler ediniyorsunuz, ama sonra, her zamanki gibi, ekranı kaydırıyor ve yüksek bir binadan atlayan birine, Londra metrosundaki bir kavgaya ya da çeşitli numaralar yapan bir köpeğe geçiyorsunuz.
Teorik olarak TikTok kullanıcıları 35 dakikadan kısa bir sürede 260 videoyu kaydırıp izleyebiliyor. İnsanların büyük bölümünün bilgiyi böylesine dağınık bir dikkatle ve peş peşe gelen kısa görüntülerle edinmesi, YouGov’un geçen hafta yayımladığı kaygı verici bir istatistiğin nedenlerinden biri olabilir. Dover ve Portsmouth’taki olaylarla ilgili anket, 18-24 yaş aralığındakilerin S’ünün maskeli gösterilerin “meşru bir protesto biçimi” olup olmadığı konusunda hiçbir görüşünün olmadığını ortaya koydu. Dahası, her yaştan katılımcının C’ü ya bu olaylardan hiç haberdar değildi ya da konuyu hiçbir şekilde takip etmiyordu.
Bu rakamlar muhtemelen içinde yaşadığımız dönemin en kaygı verici özelliklerinden birine, okuma alışkanlığının gerilemesine işaret ediyor. Milyonlarcamız bu olgunun nasıl bir şey olduğunu kendi deneyiminden biliyor: Bir kitaba ya da haber yazısına odaklanmaya çalışırken, telefonun sunduğu daha gelip geçici şeylerin cazibesine birazdan yeniden kapılacağınızı bilmenin huzursuzluğu. Dijital çağ öncesinde yetişmiş olmak ise insana yalnızca ülke ve dünya gündemini takip etme alışkanlığı kazandırmıyor, aynı zamanda olup biteni anlamlandırmasına ve daha geniş bir bağlama yerleştirmesine de yardımcı oluyor. Bu olayda da, kulağa fazla iddialı gelme pahasına şunu söyleyebilirim ki, iki limanda yaşananları izlerken çoğumuzun duyduğu korkuda yıllar boyunca kitap ve gazete okuyarak edindiğimiz tarihsel bakışın önemli bir payı vardı. Buna, tarihin çoğu zaman ya tekerrür ettiği ya da geçmişte yaşananlara benzer biçimlerde yeniden karşımıza çıktığı duygusu da eşlik ediyordu.
Kadınları ve kız çocuklarını koruduklarını iddia eden bu adamlar, baştan aşağı siyah giyinmişlerdi –daha doğrusu, açıkça üniforma giymişlerdi– ve “sınırlarımıza yeniden sahip çıkmak, düzeni yeniden sağlamak ve Britanya’nın Britanyalılara ait olduğu mesajını açıkça vermek” istiyorlardı. Bütün bu manzara, bir yandan Oswald Mosley’nin Kara Gömlekliler’ini –dolayısıyla Hitler’i ve Nazileri–, öte yandan Ku Klux Klan’ı çağrıştırıyordu. Göstericilerin hemen hepsinin taktığı, yüzlerini tamamen gizleyen maskeler ise manzaraya Kuzey İrlanda’daki çatışma dönemini çağrıştıran ayrı bir hava katıyordu. Ama bilgiye çoğunlukla dikkatinizi dağıtan, rastgele görüntülerin durmadan birbirini izlediği sonsuz bir akış içinde ulaşıyorsanız, bütün bu........
