Barışı konuşmaya devam
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Barışı konuşmak her zaman barışa en uzak tutumlarla ithamları, yaftaları, suçlanmayı ve dolayısıyla bir ayrımcılığı da beraberinde getirdi. Bir süredir özneler değişse de tutumlar el değiştirmiş görünüyor. Barış isteyenleri düşmanlaştıranlar bu kez başka ama yaklaşımlar benzer. Bunu bugün barış müzakeresini yürüten iktidar başardı.
“Ya içindesinizdir çemberin ya da dışında.” Ya siyahçısınızdır ya beyazcı. Ya makbulsünüzdür ya sakıncalı. Ya uslusunuzdur ve size tanımlanan barışı yüksek sesle, ne olursa olsun savunmalısınız ya da inkârcı, çıkarcı, oyunbozan, inanılmaz ama Cumhuriyet düşmanı, en iyimser tarifiyle de hayalperestlikle suçlanırsınız. Dün “teröristtiniz”, bugün hain olursunuz.
Çemberin kendisi olmak; barışı önce hakkıyla kurmak, sonra sürdürebilmek için barışı kuşatan koruyucu bir çember olmak neden mümkün olmasın oysa?
Barışı konuşmaktan vazgeçemeyiz. Silahların susması yetmez; hukuksuzluk da susmalı.
Cumhuriyetimiz çoktandır bir kelime. Demokrasi de öyle. Fiilen bize yaşatılan rejim tüm baskılarını toplumun farklı kesimlerine farklı yöntemlerle hissettiriyor. Bırakın bir günü, barışa inanabileceğimiz bir anı hissetmemiz bile mümkün değil. Böyleyken başka bir sorun çıkıyor karşımıza: Yapıcı olmak adına yanlışı göstermek isteyen, fikrini söyleyen herkes barış karşıtı ilan ediliyor. Evet, bunu da bu iktidar başardı.
TBMM’de kurulan Komisyon, bütün eksiklerine rağmen meselenin yeniden Meclis zemininde konuşulması bakımından önemliydi. CHP bu komisyona katıldı; ancak Kasım 2025’te İmralı’ya gönderilen heyette yer almadı. Gerekçesi, demokratikleşme yönünde atılması gereken en temel adımlar dahi atılmamışken İmralı ziyaretindeki ısrarın çözüm iradesine nasıl katkı sağlayacağının açıklığa kavuşmaması olarak dile getirildi. Ben bu kararı eleştirenlerdendim. TBMM’de daha önce sağlanmayan geniş katılım sağlanmışken onayıyla/şerhiyle tüm süreçlere tanıklık ve söz hakkını anlamlı, ayrıca tarihsel olarak da önemli buluyordum çünkü.
Aylar süren komisyon çalışmalarının ardından, kamuoyundaki adıyla çerçeve yasa, TBMM Genel Kurulunda geniş bir çoğunlukla kabul edildi. CHP de yasaya destek verdi. Sol ve sosyalist muhalefetin önemli bir bölümünün yaklaşımı da bütünüyle reddetmek yerine, eksiklerini açıkça söyleyerek silahların devreden çıkmasına imkân verecek hukuki bir adımı desteklemek yönündeydi. Ancak temel itiraz ortaktı: Silahsızlanmanın hukuki çerçevesi kurulurken Kürt meselesinin demokratik çözümünü sağlayacak eşit yurttaşlık, temel hak ve özgürlükler, siyasi tutuklular, kayyım uygulamaları ve demokratikleşme başlıkları ertelenemezdi.
Benim için de mesele tam burada başlıyor.
Bu yasa için geniş katılımlı bir komisyon kurulması, Türkiye’nin kırk yılı aşkın süredir yaşadığı çatışmalı dönemin sona erdirilmesi yolunda önemli bir eşikti. Silahların tümüyle devreden çıkmasına, ölümlerin son bulmasına ve demokratik siyasetin alanının genişlemesine hizmet edecek her toplumsal ve yasal adımı değerli buluyorum.
Ancak çerçeve........
