Fail Safe’in kehaneti
Korkunç bir hafta daha geçirdik. Sayılı ömrümüzle alay eder gibi, gezegenin üzerinde söz sahibi olan bir avuç adamın kararlarıyla kimsenin tam olarak sahip çıkmadığı bir kaos büyüyor.
Bu tablo yeni değil belki. Ama ilk kez, mağara önündeki o ilk kavgadan bugünkü füze rampalarına kadar uzanan o devasa şiddet hafızası bu kadar sıkışmış, bu kadar hızlanmış halde önümüzde akıyor.
Gerçek zamanlı, durmaksızın bir felaket akışının içindeyiz. Ve onca yüzyıl sonra bu şiddet sadece politik ya da ekonomik değil. Hâlâ kendini kutsal anlatılarla, mitolojilerle meşrulaştırıyor.
Biz dijital bir çağda yaşadığımızı sanırken, birileri adeta kadim ve ezoterik takvimlerin ritmiyle hareket ediyor. Her şey değişiyor ama gerekçeler tuhaf biçimde aynı kalıyor. Bu yüzden olan bitene 3. Dünya Savaşı demek bile hafif kalır.
Daha çok, yeni bir çağın eşiğinde yaşanan uzun bir kırılma gibi. İşte tam bu ruh halindeyken 1964 yapımı Fail Safe’i izledim. Sidney Lumet’in bu unutulmaz gerilimi, sanki dün çekilmiş gibi çarptı.
MUTLAK SAVAŞ
Aynı yıl, aynı korku, neredeyse aynı hikâye. Ama iki film birbirine hiç benzemiyor. Dr. Strangelove ve Fail Safe. Birini izlerken gülüyorsun. Diğeri seni susturuyor. Sidney Lumet seni mesafesiz bırakıyor.
Odaya sokuyor. Başkanın yanına, o telefonu tutan adamın karşısına. Kokpite kadar götürüyor seni. Emir bekleyen, sorgulamayan bir pilotun zihnine. Ve orada kalıyorsun. Siyah-beyaz çekim, müziksiz bir soundtrack, boğucu........
