Böyle yüzleşilmez
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Hafta ortası Anadolu Ajansı’ndan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un “Diyarbakır Anı Müzesi ve Kültür Merkezi” ismini alacak eski Diyarbakır Cezaevi ziyaretinin fotoğrafları düştü. Müzenin önümüzdeki yıla tamamlanacağı belirtiliyordu
Fotoğraflarda yine alçıdan yapılmış mankenler koğuşun ortasında oturtulmuş yemek yiyor, kesilen saçlar bir yığın halinde yerde duruyor, makaslar tavandan sallanıyordu. Fotoğraflar bende “Böyle olmamalı” hissi yarattı.
12 Eylül sonrası siyasi tutuklulara ağır ve sistematik işkencelerin uygulandığı, en az 30 kişinin hayatını kaybettiği, her dakikasında insan hakkının çiğnendiği bu cezaevinde kalanlar, yıllarca müze olması için mücadele etti. Yüzleşme ve bellek mekanı olması istendi. Meseleyi bu konuda çalışmalar yürüten kişilere sormakta fayda olduğunu düşündüm: “Bellek mekanları böyle mi olmalı? Dünyada nasıl?”
İlk aradığım isim, bu alanda bir örnek oluşturan “Tarihsel Adalet İçin Bellek Müzesi” nin Yürütücü Direktörü Eylem Delikanlı oldu.
Delikanlı şöyle dedi: "İnsanlığa karşı işlenen suçların ve insan hakları ihlallerinin uygulandığı bellek mekanları geçmişle yüzleşme ve hesap sorma mücadelesi açısından önemli ve işlevsel anıtlar. Birincil işlevi unutturmamak ise, mekanın fiziki koşulları da olabildiğince bu ihlallerin yapıldığı yılların izlerini taşımalı, bize hissettirmeli.
Auschwitz-Birkenau ve Sachsenhausen gibi toplama kamplarına gittiğinizde, Terezín Getto’suna girdiğinizde veya Berlin Stasi Müzesi’ni gezdiğinizde sizi dökülmüş duvarları, küflü tahta ranzaları, 1945’ten kalan elektrik telleri, karanlık hücreleri, duvarlarındaki lekeleri veya çizimleri karşılar. Mekanlar tüm kusurları, eksikleri, yıkımları ve sertliğiyle bir zamanlar sizin de bu mekanlardan birine gelme........
