menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Silivri Direnişi

105 0
16.03.2026

Hiç kuşku yok ki, Silivri’deki hapishane yerleşkesi ve burada kurulan mahkemeler uzun süredir yeni rejimin simgesidir. Bir baskı ve zulüm sembolü haline gelmiş ve siyasal literatürde yer almış durumdadır. Darbe düzeninin ve Cumhuriyet karşıtlığının adeta somutlaşmış bir ifadesi gibidir. Bir bakıma Türkiye’nin Bastille’idir.

Ancak aynı Silivri, İslamcı-muhafazakar oligarşiye karşı direnişin ve demokrasi mücadelesinin de odağı haline gelmiştir. Ülkeyi bir dikta rejimine, İslamcı-faşist bir düzene sürüklemeye çalışan güçlere karşı yürütülen kavganın simgesel bir alanıdır.

Bugün Silivri odaklı bir direniş ve mücadele dalgasının bütün ülkeye yayıldığı gözleniyor. CHP’nin Özgür Özel liderliğinde yaptığı ve “eylem” diye tanımladığı aralıksız mitinglerin sanılandan ya da beklenenden daha etkili olduğu anlaşılıyor.

Ancak, daha önce de vurguladığım gibi bu direniş ve mücadele sadece CHP’nin, hatta Özgür Özel’in işi gibi görülüyor. Oysa toplumsallaşmış ve geniş kesimlere yayılmış bir mücadele söz konusu, ama sendikalar, meslek örgütleri ve –bir haksızlık yapmak istemem– diğer sol ve sosyalist partiler bu durumun pek farkında değil. Olayı CHP ve iktidar arasındaki bir düello gibi, kurulu düzenin iki gücü arasındaki kavga diye görmek gibi yapısal bir hata yapılıyor. Durum, egemen güç ve sınıflar arasındaki bir yön ve program farklılaşması değil, Cumhuriyetin tarihsel kazanımlarını koruma, insanlığın ilerici birikimini savunma, demokratik hak ve özgürlüklerin yeniden kazanılması mücadelesidir.

BU KAVGA SEYREDİLMEZ

Dolayısıyla, ortada yürüyen kıran kırana bir demokrasi ve özgürlük kavgası bulunuyor. Ama bu mücadeleyi CHP’ye yakın ya da ilişkili örgütler bile neredeyse dışarıdan seyrediyor. CHP yönetimi bu ciddi sorunu mutlaka çözmelidir. Aksi halde yükselen mücadele, örgütlü olmadığı ve toplumun dokularına nüfuz etmediği için aynı hızla geri çekilebilir.

Diğer taraftan sendikalar, demokratik kitle örgütleri (STK’lar), meslek kuruluşları ve sol-sosyalist partiler bu mücadele içinde örgütlü şekilde yer almalı, CHP ile bu bağlamda bir ilişki kurarak eşgüdüm sağlamalıdır. Erken seçim talebi, sadece bir CHP politikası olmanın ötesine taşınmalıdır.

Toplumların kaderinin belirlendiği büyük tarihsel dönemeçlerde yer almayan ve üzerine düşen sorumlulukların gereğini yapmayanların, o toplumların geleceklerinde de yerleri olmayacaktır. Bu tarihsel-sosyolojik yasa hem bu topraklarda hem de dünyanın başka ülkelerinde defalarca doğrulanmıştır. Solun yakın ve uzak tarihi sayısız örnekle doludur.

Türkiye tarihsel bir kavşaktadır; ya İslamcı-faşist bir diktatörlüğe sürüklenecek ya da yeniden demokratik ve laik bir cumhuriyet olacaktır. Kavga çetin, saflar açık ve nettir. Bu anlamda, inceltilmiş ideolojik tartışmaların, meleklerin cinsiyeti üzerine konuşmaktan bir farkı yoktur.

SİYASİ KORKAKLIK!

Silivri’de Ekrem İmamoğlu ve İBB davası başlayınca ülkenin bütün dikkati bu ilçede ve hapishane kampüsünde........

© Birgün