menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İhanet!

56 0
yesterday

Mustafa Kemal Atatürk, “Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir” derken, yalnızca bir siyasi partiyi değil, aynı zamanda çağdaşlaşma, laik demokrasi ve hukukun üstünlüğü idealine işaret ediyordu…

Çünkü Cumhuriyet’in temelinde kadim bir kültür, insan emeğine saygı, hukuk devleti, laiklik, bilim, dayanışma, halk iradesi, örgütlenme ve kurumların bağımsızlığı vardı...

Ancak bugün Türkiye’nin yaşadığı kriz, yalnızca ekonomik bir darboğaz değil; aynı zamanda kurumların aşınması, hukukun siyasallaşması, örgütlenmenin dağıtılması ve toplumsal ahlakın çöküşüdür…

****

Muhalefetin ana taşıyıcısı, ülkemiz ve devletimizin güvencesi olan CHP’ye yönelik baskılar, yalnızca bir parti meselesi değildir. Demokrasi ve ahlaksızlık sorunudur…

Önceki gün CHP Genel Merkezine yönelik vahşi polis müdahalesi, barbarlığın yanı sıra düşman hukuku uygulanmasının son örneğidir…

CHP’ye uygulanan polis şiddetinin, adeta iç savaş çıkarma provokatörlüğü yapan, komplo teorilerine çanak tutan bir girişim olduğu hemen anlaşılıyor…

Amaç belli!

****

Utanç verici görüntüler, Türkiye’nin demokratik standartlarını yok ettiğini teyit ediyor…

Demokratik ülkelerde iktidar ile muhalefet arasındaki mücadele, özgür siyasal zeminde yani sandıkta, demokratik hukuk kurallarına uygun olarak yapılır…

Devlet gücünün siyasal rekabetin bir parçası hâline gelmesi, hukuk devletine olan güveni yok eder ve Türkiye’deki “teokratik otokrasinin” varlığını gösterir…

Bu adımın bir sonrası, “despotizmdir” …

****

Dış dünya bugün, “siyasi kurumların bağımsızlığının yok edilmesini” büyük bir endişeyle izliyor…

Dahası; “Yurttaş hakları, yargının tarafsızlığı, basının özgürlüğü, üniversitelerin özerkliği, toplumsal barışın oluşturulması ve Meclis’in etkinliği gibi, temel demokratik alanlarda yaşanan tartışmalar,........

© Birgün