menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Diyarbakırspor'dan Amedspor'a Türk sağının sahalara taşıdığı nefret dili

53 0
05.05.2026

Amedspor’un Süper Lig’e yükselişi sonrası koparılan fırtına, bir futbol kulübüne yönelmiş sıradan bir tepki değil.

Diyarbakırspor’un Bursa’da, Mersin’de, yaşadıklarıyla Amedspor’un Beyaz Toros ve Yeşil pankartları altında sahaya çıkmaya zorlandığı atmosfer, Türkiye’de sağ-milliyetçi siyasetin tribünler üzerinden nasıl bir nefret dili kurduğunu gösteriyor.

Bir takım düşünün: Sahaya çıkıyor, 90 dakika futbol oynaması bekleniyor. Ama daha top santraya konmadan maçın adı değişiyor. Rakip artık rakip değil tribünlerin, sosyal medyanın, siyasetin ve yıllardır biriktirilmiş öfkenin hedef tahtası. Forma, arma, şehir, isim…

Hepsi bir anda futbolun dışına taşınıyor. Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesiyle birlikte yaşananlar tam olarak bu. Skor tabelasında sade bir gerçek var: Diyarbakır temsilcisi, tarihinde ilk kez Süper Lig’e çıktı.

TEBRİK SONRASI GELEN GÜRÜLTÜ

Fakat Türkiye’de bazı başarılar sadece başarı olarak okunmaz. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın Amedspor’u tebrik etmesi bile bu yüzden olağan bir sportif jest olarak kalmadı.

Sağ-milliyetçi ve ırkçı çevrelerin tepkisiyle karşılaştı. Bu tepkilerin ortak cümlesi neredeyse ezber gibiydi: “Bizim Kürtlerle sorunumuz yok ama…” İşte Türkiye’nin uzun ve yorucu hikâyesi çoğu zaman o “ama”dan sonra başlar.

Bu “ama”, bir bağlaçtan fazlası, kapı eşiği. İlk cümlede içeri davet eder gibi yapar, ikinci cümlede kapıyı yüzünüze kapatır. “Sorunumuz yok” diyerek kendini masumlaştırır “ama” diyerek sınırı çizer. "Sorun Kürtlerin varlığı değil" denir ama Kürtlerin kendi adıyla, kendi diliyle, kendi hafızasıyla görünür olması sorun edilir.

Amedspor meselesi tam da burada başlıyor. Çünkü tepki, bir kulübün Süper Lig’e çıkmasına değil o kulübün Amed adıyla, Diyarbakır’ın Kürt hafızasına temas eden bir sembol olarak en görünür sahaya çıkmasına yöneliyor.

DİYARBAKIRSPOR'UN HİKÂYESİ

Bu hikâyeyi bugünden başlatmak kolaycılık. Çünkü Amedspor’a yönelen öfkenin arkasında, Diyarbakırspor’un sahalarda biriktirdiği uzun bir hafıza var.

Diyarbakırspor, 1968’de kuruldu. Doğu ve Güneydoğu’dan Süper Lig’e yükselen ilk kulüplerden biri olarak kentin futbol belleğinde çok güçlü bir yer edindi. Kuruluşu, dönemin her ile güçlü takım fikriyle de örtüşüyordu.

Türkiye liglerini ülke geneline yayma hedefiyle başlatılan futbol seferberliğinin bir parçasıydı. Başka bir ifadeyle Diyarbakırspor, başlangıçta devletin de itiraz etmediği, hatta teşvik ettiği bir bölgesel temsil projesiydi. Ancak mesele futbol sahasının dışındaki kimlik gerilimlerine temas etmeye başlayınca, o temsil alanı giderek daraldı.

"İSPAT MECBURİYETİ"

2000’lerin sonuna gelindiğinde Diyarbakırspor’un deplasmanları artık sadece maç yolculuğu değildi. Her deplasman, bir sınav, bir gerilim, bir “kendini ispat” mecburiyetine dönüştü. 26 Eylül 2009’daki Bursaspor-Diyarbakırspor maçı bu hafızanın en sert kırılma anlarından biri oldu.

2009'DA YAŞANAN OLAYLAR

Dönemin Diyarbakırspor Basın Sözcüsü Suat Önen, Bursa’da “PKK dışarı” sloganlarıyla başlayan ve şiddetle süren olayları “ırkçı tavır” olarak niteledi. Kulüp ceza verilmemesi halinde ligden çekilmeyi dahi gündemine aldı. O gün tribünlerde yaşanan şey sıradan bir rekabet değildi. Futbol maçı, bir anda 'milli güvenlik' ayinine çevrilmişti. Rakip tribün, karşısındaki takımı sportif bir rakip gibi değil, ülkenin düşmanıymış gibi kodlayan bir dil kuruyordu.

O maçın ardından bir taraftarın anlattıkları, bu meselenin neden “tribün olayı” diye geçiştirilemeyeceğini gösteriyor. Diyarbakırsporlu taraftarlar maç öncesi ve sırasında “PKK dışarı” sloganları atıldığını, buna karşı “Biz PKK değiliz” diye cevap verdiklerini anlatıyordu.

"BAŞKA ÜLKENİN VATANDAŞI GİBİ HİSSETTİM"

O gün tribünde yer alan bir taraftarın sözleri ise durumu net bir biçimde özetliyordu: “Başka ülkenin vatandaşıyım gibi hissettim.” Bir futbol taraftarının deplasmanda hissettiği şey buysa, orada sadece futbol konuşulmuyordur. Orada bir yurttaşlık eşiği, bir aidiyet testi, bir “sen bizden misin?” sorgusu vardır.

Burada kritik nokta şu: Sağ-milliyetçi dil, futbol tribününü bir tür cepheye çeviriyor. Karşısındaki takımın oyuncularını, taraftarlarını, yöneticilerini birey olarak değil, topluca kriminalize edilmiş bir kimliğin taşıyıcıları olarak görüyor. Böylece futbolun rekabet duygusu, etnik ve politik bir düşmanlaştırma ritüeline dönüşüyor.

Diyarbakırspor’un başına gelenler Bursa’yla sınırlı kalmadı. Mersin deplasmanında “PKK dışarı” ve “Apo’nun uşakları dışarı” sloganları atıldı, Diyarbakırspor taraftarlarının buna karşı nüfus cüzdanlarını çıkarıp İstiklal Marşı okudu.

NEFRET........

© Birgün