Okusun da büyüsün, bayramlar kutlasın çocuk…
Atatürk’ün dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladık. Günün önemine istinaden 2026’nın ilk aylarından yayımlanan “Atatürk ve Yürüyen Köşk” ve “Atatürk ve Sevdiği Atı” adlı resimli kitaplar üzerine yazarı Süleyman Bulut ile bir söyleşi gerçekleştirmenin anlamlı olacağını düşündüm. Çocuk edebiyatımızın usta kalemi, Atatürk’ün hayatından önemli tarihsel kesitleri hikâyeleştirdiği kitaplarıyla toplum hafızasına önemli katkılar sunuyor. Geniş bir okur kitlesine sahip olan yazarın eserleri çocuklar, ebeveynler ve eğitimciler için birer kaynak kitap niteliğinde. Çocuklarım da ilkokul döneminde Türkçe ve Sosyal Bilgiler ödevlerini hazırlarken yazarın kitaplığımızdaki kitaplarından faydalanma şansı buldular.
Süleyman Bulut
Süleyman Bey, çocuklara yönelik Atatürk anlatılarında sizi en çok motive eden şey nedir? Atatürk’ün en çok hangi yönünü vurgulamayı önemsiyorsunuz?
Merhaba. Bilindiği gibi tarih bilimi, olayları insanlardan soyutlayarak görür ve anlatır. Ülkenin kurtarıcı ve kurucu önderi olarak Atatürk de bunun dışında değildir. Ben başka bir çalışma için Atatürk’ün gündelik hayatıyla ilgili onu yakından görmüş tanımış insanların anılarını, 40’ların 50’lerin gazete ve dergilerinden araştırıp okumaya başladığımda epey şaşırmıştım. Bu anılarda, tarihin belli bir döneminde, çok zor koşullarda, çok önemli başarılara ve dönüşümlere önderlik etmiş bir insanın ötesinde, dikkat, ilgi ve duyarlılıklarıyla, çok yönlü bir Atatürk vardı. İnsan yönleriyle Atatürk vardı. Söz gelimi, çocuklarla yakından ilgilenen, hangi ortamda karşılaşırsa karşılaşsın onlarla sohbet etmeye, şakalaşmaya başlayan bir Atatürk. Bunları okuduğumda, “çocuklar Atatürk’ü, bu yönleriyle de tanımalı” diye düşündüm. Öykülemeye olanak veren anıları belirleyerek, onları anı-öykü olarak yazmaya başladım. Böyle bir çalışmada beni motive eden Atatürk’ü gündelik hayatı içinde insani yönleriyle görebilmek ve anlatabilmekti. Tabii, yararlandığım kaynakları her zaman belirterek…
Tarihsel bir kişiliği çocuklara anlatırken gerçeklik ve kurgu arasındaki dengeyi kurmanın zorlukları oluyor mu?
Olmaz mı?.. Tarihsel bir karaktere edebi bir karakter, bir öykü karakteri gibi bakarak ve çocuğun düzeyini (duygu, düşünce, kelime hazinesi açılarından) dikkate alarak bir öykü yazmak istiyorsun… Bir kurgu yapmak zorundasın ama bunu yaparken tarihsel gerçeklikten de kopmaman gerekiyor. Tarihsel gerçeklik- kurgu ikileminde, ikisini de gözeterek yazmanın zorluklarını, nasıl desem, ancak yazanlar bilir. O zorluklar, evet, tekrar tekrar yazarak aşılabiliyor ama bunu nasıl yaptığını ifade etmek, epey zordur. Orhan Veli’nin dediği gibi, “Duyuyorum, ama anlatamıyorum!”
Tarihe duyduğunuz ilgi, Atatürk’e duyduğunuz saygı sizi onu tanıyan insanlarla yapılan sözlü tarih çalışmalarını, röportajları, yazılan kitap ve makaleleri araştırmaya itiyor. Bu sayede daha önce duyulmayan anılara, anekdotlara ulaştığınızı belirtiyorsunuz. Araştırma sürecinde sizde şaşkınlık uyandıran ya da sorgulama ihtiyacı duyduğunuz bir bilgi oldu mu?
Elbette… Bu anıların çoğunu ben de ilk kez bu araştırmalarım sırasında okudum. Yıllar önce yayımlandıkları dergi ve gazete sayfalarında ya da çoğu tekrar basılmayan anı kitaplarında unutulup gitmişlerdi. Anılarda anlatılanları değişik kaynaklardan kontrol ediyorsun. Atatürk, o tarihte orada mı? Yanında birileri varsa, onlar o tarihte orada mı? O görevde mi? Zaman zaman da aynı olayın farklı anlatımlarıyla karşılaşıyorsun…. Olay aynı ama ayrıntılarda farklılar var… Anlatılan olay sırasında, anlatanların olayın neresinde bulunduklarıyla ilgili bir durum… Bunlar bir yana, çoğu kere, anlatılan olayın şaşırtıcılığıyla baş başa kalabiliyorsun… Aklıma hemen Türkiye’nin ilk kadın avukatı Süreyya Ağaoğlu’nun anılarında okuduğum bir olay geliyor…Süreyya Hanım, o yıllarda Basın-Yayın Genel Müdürü olan Ahmet Ağaoğlu’nun kızı. Atatürk’ün ısrarlarıyla, İstanbul hukuka girip, bitirdikten sonra Ankara’da, Adalet Bakanlığı’nda staja başlıyor. Bir gün, milletvekillerinin yemek yediği lokantada yemek yediği için zamanın milletvekilleri tarafından Başbakana şikâyet edilir. Bu durum, o gece, Latife Hanımla birlikte, Ahmet Ağaoğlu’nun........
