menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Kadir İnanır, başka bir erkeklik ve Türklüğün mümkün olduğunu gösterdi”

29 0
04.07.2026

Kadir İnanır'ın ardından Türkiye'nin ortak hafızasının da önemli bir parçası uğurlandı. Onun yaşamını yitirmesiyle birlikte farklı siyasal görüşlerden, kuşaklardan ve toplumsal kesimlerden insanların aynı duyguda buluşması, bir yıldızın kaybının ötesinde bir anlam taşıyordu. Bu ortak yas, İnanır'ın yüzüyle, sesiyle, bakışıyla, temsil ettiği değerlerle ve yıllar içinde geçirdiği dönüşümle Türkiye'nin duygusal dünyasında nasıl kök saldığını yeniden görünür kıldı.

Öte yandan İnanır'ın hikâyesi, yıllar içinde barıştan, halkların birlikte yaşamından ve demokratik çözümden yana aldığı açık tutum; yıldız kimliği ile kamusal sorumluluğu birbirinden ayırmayan bir çizgi oluşturdu.

Sinema kuramcısı ve akademisyen Prof. Dr. Umut Tümay Arslan ile Kadir İnanır'ın ardında bıraktığı kültürel-politik mirası konuştuk.

“İnanır, Türkiye’nin duygusal hafızasını taşıyordu”

Geçtiğimiz günlerde Kadir İnanır'ı kaybettik. Ardından toplumun çok farklı kesimlerinde ortak bir yas duygusu oluştu. Bu ortak yas bize hem onun sinemadaki yerine hem de Türkiye'nin kültürel hafızasına dair ne söylüyor?

Ortak yasın gücü yalnızca büyük bir yıldızın kaybından kaynaklanmıyor olsa gerek. Kadir İnanır birkaç kuşağın gündelik hayatına, duygusal dünyasına ve toplumsal hayallerine eşlik etmiş nadir figürlerden biri. Sırrı Süreyya Önder'in vurguladığı gibi, insanlar onu sadece filmlerinden değil; repliklerinden, fotoğraflarından, şiir okuyuşundan, hatta aynaya bakışından tanıyorlardı. [1] Bir başka deyişle, İnanır yalnızca izlenen bir oyuncu değil, Türkiye'nin duygusal hafızasının taşıyıcılarından biriydi. Bir sebep bu olabilir.

Bir başka sebep yıldız olgusuyla ilgili. Yıldız, toplumların ortak arzularının, arzulama ve görme biçimlerinin kristalleştiği bir beden. İnanır'ın ardından farklı siyasal ve kültürel kesimlerde ortaya çıkan ortak yas, Türkiye'nin parçalanmış kamusal alanında hâlâ ortak duygulanım alanları bulunduğunu gösteriyor. İnsanlar yalnızca bir sanatçıyı değil, kendi gençliklerini, aile hafızalarını, sinema salonlarını ve kaybolmuş bir ortak dünyayı da uğurluyorlar. Ama diğer yandan bu ortak yasın onarıcı gelecek olasılıklarını hatırlatan bir yanı var. Kadir İnanır, başka bir erkeklik, Türklük, yıldızlık olabileceğini de gösteren bir toplumsal figür oldu.

“Bir yıldızın yolculuğu, toplumun erotikasını da anlatır”

Kadir İnanır çoğu zaman "Yeşilçam'ın son büyük jönlerinden biri" olarak anılıyor. Türkiye sineması açısından Kadir İnanır'ı benzersiz kılan neydi? Onu döneminin diğer yıldızlarından ayıran temel özellik sizce neydi?

Bir yıldıza baktığımızda, bir yıldızın yolculuğuna baktığımızda, o toplumun erotikasını da tanıyabiliyoruz. Zevk alanını ve birbirine bağlanmayı itaat ve tahakküm ilişkileri mi kuruyor, yoksa daha çoğul, karşılıklı, yatay ve eşitlikçi zevk ağları mı söz konusu? İnanır'ın yıldız imgesi, daha doğru bir ifadeyle, yıldız olarak yolculuğu tek istikametli değil. 1968’de filmlerde oynamaya başlıyor, ama yıldız olarak yolculuğunun başlangıcına Karagözlüm (Atıf Yılmaz, 1970) yerleştirilebilir. Bu filmin yönetmeni Atıf Yılmaz da, filmin diğer yıldızı Türkan Şoray da aslında çoğul istikametli yolculuklar yapıyorlar.

Özellikle 1970’lerin sol popülizmi Yeşilçam’ın ses ve görüntü peyzajını da değiştiriyor, ama burada kurtarıcı kahraman erkeklik ve patriyarkal toplumsal değerlerle sol değerler arasında bir eklemlenme de var. Kadir İnanır’ın oynadığı İki Kızgın Adam (Ertem Göreç, 1976) gibi filmler akla gelebilir. Bu konuyu Bu Kabuslar Neden Cemil’de daha uzun anlatmıştım. Diğer yandan çözülme ve dönüşüm de var. 1970’lerin sol kültürel ve politik dünyası duygulara, arzulara, toplumsal muhayyileye nüfuz ediyor.

“Kadir İnanır, Türkiye erkekliğinin farklı hallerini taşıyordu.”

Kadir İnanır’ın yolculuğuna odaklanarak düşünürsek, Türkan Şoray’ın yönettiği Dönüş (1972) ve Bodrum Hakimi (1976) filmlerinde oynuyor. Her iki film de kadınların sinemasını kavrayabilmek açısından geri dönüp bakmaya, içine dalıp düşünmeye değer filmler. Bütün o bakma-bakılma, etkin-edilgen ikilikleri etrafında örülmüş arzu ekonomisine de içeriden müdahaleler. Hatta Dönüş’teki erkeklere yönelen öfke ve kadın dehşeti dikkate değerdir; iki erkek de ölür ve kadınlar arası bağ hayatta kalan ve bakıma muhtaç bebek üzerinden kurulur. 1970’leri Şerif Gören’in yönettiği filmlerle kapatıyor diyebiliriz.

Bu dönemin filmlerinde o ikili hali görmek mümkün. Bir yandan mesela Utanç (Atıf Yılmaz, 1978) gibi eski arzu ekonomisini devam ettirmeye çalışan ama devam ettiremediğini........

© Bianet