menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tatil broşürleri ve Halepçe Katliamı: TUI’nin karanlık mirası

32 0
17.03.2026

Her yıl milyonlarca insan tatil rezervasyonu yaparken aynı markayla karşılaşıyor: TUI. Uçuşlar, oteller, paket turlar, indirim kampanyaları… Avrupa’nın en büyük turizm şirketlerinden biri. Türkiye’de de birçok işletmenin arkasındaki isim. Reklamlarında sürdürülebilir turizm, plastikten arındırılmış plajlar ve doğa projeleri var. Şirketin kurduğu TUI Care Foundation, Tanzanya’da filleri koruyor, Akdeniz’de sahilleri temizliyor.

Ama TUI’nin geçmişine bakıldığında turizm broşürlerinin ardında çok daha karanlık bir hikâye yatıyor.

TUI’nin kökeni bir turizm şirketine değil, Preussag AG adlı bir Alman sanayi holdingine dayanıyor. Ve Preussag’ın adı, 1988’de Halepçe’de 5 binden fazla Kürdün öldürüldüğü kimyasal saldırıyla bağlantılı şirketler arasında geçiyor.

Halepçe için kullanılan bir ifade vardır: “Elma kokusu”.

16 Mart 1988’de Saddam Hüseyin rejimi Halepçe’yi bombaladığında sığınaklardan çıkan insanlar havada tuhaf bir koku fark etti. Tanıklar önce bunun çürümüş çöpe benzediğini, sonra tatlı bir elma kokusuna dönüştüğünü anlatır. Bu koku kimyasal bir gazdı.

Saatler içinde 5 binden fazla insan öldü, yaklaşık 10 bin kişi ağır yanıklar ve kalıcı hastalıklarla yaşamaya mahkûm oldu.

Saldırıdan bir gün sonra şehre ulaşan ilk gazetecilerden biri, foto muhabiri Ramazan Öztürk idi. Öztürk, gördüklerini şöyle anlatır:

“Tuhaf bir ölüm sessizliği… Bahar olmasına rağmen bir kuş sesi dahi yoktu. Daha önce İran ve Irak arasında gerçekleşen savaşı takip ediyordum ama ilk kez kimyasal silahların kullanıldığı bir kente giriyordum. Bilmeyen biri bombardıman olmuş ve bütün evler yıkılmış sanabilirdi; oysa evlerin çoğu ayaktaydı. Sokakların her yerinde yaşamını yitirmiş insanların cenazeleri ve tuhaf bir koku vardı. Kullanılan kimyasal gazlar nedeniyle cenazelerin derileri kabarmıştı. Sofra başında saldırıya yakalanan annelerin çocuklarını koruma içgüdüsüyle sarıldıkları görüntüler insanı sarsıyordu.”

Halepçe yalnızca diktatör Saddam Hüseyin’in bir katliamı değildi. Aynı zamanda modern sanayi, uluslararası ticaret ve devlet politikalarının iç içe geçtiği bir suçtu.

"Halepçe Katliamı soykırım olarak tanınmalı"

Almanya’dan gelen kimya

Araştırmalar, Saddam Hüseyin’in kimyasal silah programının büyük ölçüde Batı’dan gelen teknolojiyle kurulduğunu gösteriyor. Özellikle Almanya’dan. 1980’lerin başından itibaren Irak’ın kimyasal silah geliştirdiği biliniyordu.

İddialara göre Irak’ın kimyasal silah üretmesini sağlayan tesislerin yaklaşık yüzde 60–70’i Alman teknoloji ve ekipmanıyla kuruldu. Hatta bazı Batılı şirketlerin reddettiği tekliflerin özellikle Alman şirketleri tarafından kabul edildiği ileri sürülmektedir. Karl Kolb ve Pilot Plant’ın kimyasal üretim tesislerini tasarladığı, Heberger Bau’nun ise yeraltı fabrikaları ve bunkerleri inşa ettiği söyleniyor. Ama mesele yalnızca kimyasallar değildi.

Bu şirketler Irak’a kimyasal silah üretiminin bütün altyapısını kurdu: Üretim tesisleri, dolum hatları, depolar ve test odaları.

ABD’li insan hakları avukatı Gavriel Mairone’un........

© Bianet