NATO 3.0 ve hayatın askerileştirilmesi
Millî İstihbarat Akademisi, “Ankara Zirvesi, NATO 3.0 Tartışmaları ve Türkiye” başlıklı bir rapor yayımladı. Öncelikle raporun temel vurgularına bakıp daha sonra rapora dair birkaç temel eleştiri getirmek istiyorum. Zira önemli gördüğüm değinmeler var.
Raporun ana omurgasını savaşın ve güvenlik mimarisinin kabuk değiştirmesi oluşturuyor. Yeni paradigmada tehditler askeri cephelerle sınırlı kalmıyor. Siber alan, yapay zekâ, enerji hatları, kritik altyapılar ve toplumsal psikoloji doğrudan birer muharebe sahası kabul ediliyor. (Dünyada yayımlanan benzer güvenlik raporları da aynı şeyi ifade ediyor.)Rapor, Ankara’da toplanan NATO zirvesini “NATO 3.0” dediği bir dönemlendirme üzerinden okuyor. Buna göre ittifak üç evreden geçmiş.
NATO 1.0, Soğuk Savaş’ın ittifakıymış. (Belirgin düşman, net cephe, kolektif savunma, Amerikan nükleer şemsiyesi vs.)NATO 2.0, Sovyetler dağılınca açılan boşluğu kriz yönetimi ve alan dışı operasyonlarla doldurması imiş. Balkanlar, Afganistan ve Libya bu dönemin sahnesiydi. (Rapor bu modelin duvara çarptığını kabul ediyor; askeri müdahale siyasi sonuç üretemedi, maliyet büyüdü, odak dağıldı vs. deniyor.)NATO 3.0 ise raporun asıl tezi konumunda. Rusya-Ukrayna Savaşı kolektif savunmayı yeniden merkeze taşıdığı; ama savunmanın artık çok daha geniş bir mimari içinde tanımlandığı belirtiliyor. Yeni strateji 360 derecelik bir güvenlik anlayışını dayatıyor. Klasik kara savaşının yanına melez, asimetrik ve çok alanlı tehditlere karşı topyekûn bir dayanıklılık konsepti getiriliyor.
Rapor, ağzındaki baklayı çıkararak; Türkiye’yi NATO 3.0’ın aradığı istisnai müttefik olarak sunmak istiyor. İkinci büyük kara ordusu, dört yılda 12,9 milyardan 32,6 milyar dolara çıkan savunma bütçesi, yüzde 82 yerlilik, 10 milyar doları aşan ihracat, Suriye’den Karabağ’a sahada denenmiş İHA ve elektronik harp sistemleri, KFOR komutası, Kürecik radarı, MİT’in “operasyonelleşen” kapasitesi temel nedenler olarak gösteriliyor. Türkiye, iki kanadın gündemini aynı anda okuyabilen, “güvenilir müttefiklikten stratejik katma değere” evrilen aktör olarak resmediliyor. Devlet, kendi askeri ve sınai........
