Dr. Gabor Maté: Gerçeği kimliğimden üstün tutuyorum
*Bu söyleşi eşzamanlı olarak Avlaremoz’da yayımlanmıştır.
Son on yıldır yaşadığım şehir Vancouver’da, halka açık pek çok etkinlikte Dr. Gabor Maté ile karşılaşma fırsatım oldu. Onu konserlerden panellere, film gösterimlerinden toplumsal etkinliklere kadar pek çok yerde görmek, bende topluma ve insanlara önem verdiği izlenimini uyandırdı.
Maté, Vancouver’da uzun yıllar aile hekimi olarak çalıştı. Bugün çalışmalarıyla dünya çapında milyonlarca insana ulaşan tanınmış bir hekim, yazar ve konuşmacı. 82 yaşında olmasına rağmen hâlâ pek çok etkinliğe katılıyor, insanlarla konuşuyor.
Maté’nin beş kitabını okuduktan sonra çalışmalarına ve katkılarına daha derin bir takdir duymaya başladım. Özellikle 6 Şubat depremlerinden sonra yaşadığım kişisel trajedinin ardından Maté’nin kitapları ve konuşmaları hem bana iyi geldi hem de çevremdeki insanlara daha fazla anlayış, şefkat ve merakla yaklaşmamı sağladı.
Zamanla çalışmalarının bireysel iyileşme ve kişisel gelişimin çok ötesine geçtiğini gördüm. İnsanlık, toplumsal dayanışma, topluluk bağları ve sosyal adalet üzerine de düşünen Maté, Türkiye’de özellikle travma, bağımlılık ve iyileşme konusundaki çalışmalarıyla tanınıyor.
Aç Hayaletler Diyarında: Bağımlılıkla Yakın Karşılaşmalar (İletişim, 2025) kitabına özellikle değinmek isterim. Maté bu kitapta bağımlılığı bir “irade zayıflığı” olarak değil, travma, acı, keder ve özellikle çocuklukta karşılanmamış duygusal ihtiyaçlarla bağlantılı bir durum olarak ele alıyor. Vancouver’ın Downtown Eastside Mahallesi’nde bağımlılıkla mücadele eden ve toplumun dışına itilmiş insanlarla 12 yıl boyunca yürüttüğü çalışmalarını son derece insani bir dille anlatıyor.
Maté, yerli halkların tarihsel ve kuşaklararası travmaları ile sömürgeciliğin günümüze uzanan etkileri üzerine de uzun yıllardır konuşuyor. Aynı zamanda Filistinlilerin hakları konusunda açıkça görüş bildiren ve İsrail’in Filistinlilere yönelik politikalarını eleştiren isimlerden biri.
Dr. Gabor Maté’yle Vancouver’da eğitimden ebeveynliğe, kimlikten Filistin’e ve aktivizme uzanan geniş bir çerçevede konuştuk.
“Çocuğa değer verdiğinizi göstermeniz gerekir”
Normal Efsanesi (Hep Kitap, 2023) kitabınızda birçok sağlıksız durumun toplum tarafından “normal” kabul edildiğini savunuyorsunuz. Tüketim kültürü, sosyal medyada onay arayışı ve insanların içinde yaşadıkları topluluklardan kopması bunlardan bazıları. Bir öğretmen olarak öğrencilerimde de bu kopukluğu görüyorum. Gençlerin bu “normal”leri sorgulamasına nasıl yardımcı olabiliriz?
Tüketimcilik bireylerin hatası değil. Küresel kültürün insanları nasıl şekillendirdiğiyle ilgili.
Adalet, şefkat ve başkalarıyla bağ kurma duygusu yalnızca öğretilerek kazanılmaz. İnsan kendisiyle ve çevresiyle sağlıklı bir bağ kurduğunda bunlar doğal olarak ortaya çıkar.
Bir çocuk ne kadar az kabul edildiğini, anlaşıldığını ve görüldüğünü hissederse o kadar savunmacı olur ve kendisini yalnız görür. Dolayısıyla önemli olan çocuklara hangi değerleri öğrettiğinizden çok, onlarla kurduğunuz ilişkide bu değerleri nasıl yansıttığınızdır.
Okullar ise çocukları testler ve notlarla değerlendiriyor. Sistem, “Bir insanın gelişmek için neye ihtiyacı var?” sorusundan çok “Akademik başarıya nasıl ulaşırız?” sorusuna odaklanıyor.
Şefkatli bir toplum istiyorsanız çocuklara değer verdiğinizi göstermeniz gerekir. Çocuklarla ne kadar kabullenici, şefkatli ve ilgili bir ilişki kurarsanız o kadar iyi öğrenirler.
Peki DEHB ve öğrenme güçlüğü olan çocuklar? Dağınık Zihinler (Hep Kitap, 2025) kitabınızda öğretmenleri çocukları yargılamak yerine anlamaya teşvik ediyorsunuz. Ancak öğretmenler çoğu zaman yeterli zaman, kaynak ve destekten yoksun.
Evet, ama bu konuda eğitim eksikliği de var. Öğretmenlik eğitimi sırasında insan beyninin nasıl geliştiği ne kadar anlatılıyor?
Beyin gelişimi üzerine araştırmalar, insan beyninin anne karnından yetişkinliğe kadar gelişmeye devam ettiğini gösteriyor. İnsan beyni gelişimi üzerine yapılan araştırmalara bakarsanız, mesela, Harvard’dan bir makaleden alıntı yapacak olursak, “İnsan beyni anne karnından yetişkinliğe kadar gelişir.” Eğer bu doğruysa –ki bilimsel veriler bunu doğruluyor– okulların en önemli görevlerinden biri, çocuklara yalnızca iki kere ikinin dört olduğunu ya da tarihte bir savaşı kimin kazandığını öğretmek değil, sağlıklı beyin gelişimi için gerekli koşulları sağlamak olmalı.
2012’de Pediatrics dergisinde yayımlanan bir çalışma da genlerle deneyimlerin etkileşiminin gelişmekte olan beynin mimarisini şekillendirdiğini ve yetişkin-çocuk ilişkisinin bunda kritik rol oynadığını belirtiyor.
Anahtar bu. Hem evin hem de okulun görevi, sağlıklı gelişim için gerekli koşulları sağlamak. Neden bu kadar çok DEHB’li çocuk görüyoruz? Çünkü toplumumuzda sağlıklı beyin gelişimi için gerekli koşullar yetersiz.
Yetişkin çocuklarla yeniden bağ kurmak
Çocuklarınıza Tutunun (Gordon Neufeld’le birlikte, Hep Kitap, 2026) kitabınız bana kızım dört-beş yaşındayken hediye edilmişti ama çok geç okudum. Daha önce okusaydım farklı bir ebeveyn olacağımı düşünüyorum. Kızım artık yetişkin. Yeniden bağ kurmak için çok mu geç?
Hayır. Benim için de öyleydi.
Evet. Ben de zamanında çocuklarımla gerektiği gibi bağlantı kuramadım. Oğlumla birlikte yazdığımız Hello Again: A Fresh Start for Parents and Their Adult Children (Yeniden Merhaba: Ebeveynler ve Yetişkin Çocuklar İçin Yeni Bir Başlangıç) adlı kitabı yeni bitirdik.
Sanki benim gibi ebeveynler için yazılmış.
Evet. Gelecek yıl nisan yayımlanacak. Ama yetişkin çocuğunuzla nasıl yeniden bağ kuracağınızın tek bir cevabı yok. Her ebeveynin ve her ilişkinin hikâyesi farklıdır.
Benim de “Keşke onunla daha çok vakit geçirseydim”........
