Tomografi “normal”, hasta kanser: Bir halk sağlığı sorunu olarak teleradyoloji
Bazen bir hastanın hikâyesini dinlerken insanın aklında aynı soru kalıyor:
Ya kanser henüz bu kadar büyümeden görülseydi, hastanın hayatında neler değişirdi?
Kanserle mücadelede zaman yalnızca takvim yapraklarından ibaret değildir. Bazen birkaç ay, hastalığın başka bir evreye geçmesi demektir. Zamanında konulan bir tanı; daha küçük bir ameliyat, daha az kemoterapi, daha az ağrı demektir. Bazen bir ameliyat şansıdır. Bazen kür şansıdır.
Çünkü kanserle mücadelede kaybedilen zamanın bedelini hasta öder.
Kars’ın bir ilçesinden gelen hastamız bize ulaştığında şiddetli ağrıları vardı. Daha önce görüntülemeleri yapılmış, radyolojik değerlendirmeleri uzaktan/hizmet alımı yöntemiyle gerçekleştirilmişti.
Bize başvurduğunda artık gözden kaçırılması mümkün olmayan bir gerçek vardı: Yaklaşık 13 santimetrelik devasa bir kitle.
Şiddetli ağrıları vardı. Eski görüntülerini açıp yeniden baktık. Kitle oradaydı. Görüntüde vardı, ama raporda yoktu.
Hasta ise raporuna güvenmişti.
Başka ne yapabilirdi ki?
Devlet hastanesine başvurmuş, tetkikini yaptırmış, sonucunu almıştı. Bir hastadan kendi tomografisini yorumlamasını, görüntülerini şehir şehir dolaştırmasını, ikinci ya da üçüncü görüş aramasını bekleyemezsiniz.
Hasta, kendisine sunulan sağlık hizmetine, verilen bilgiye ve düzenlenen rapora güvenmek durumundadır. Asıl mesele ise sağlık sisteminin bu güvenin karşılığını verebilmesidir.
Hastamızda over kanseri saptadık. Hastalık artık başlangıçta doğrudan ameliyat edebileceğimiz aşamada değildi. Önce kemoterapi vermek zorunda kaldık. Neyse ki tedavi sonrasında ameliyat edilebilir hale geldi.
Ama insanın aklında aynı soru kalıyor:
Ya zamanında görülseydi?
Mardin’den gelen bir başka “normal” rapor
İkinci hastamız Mardin’den başvurdu.
Testis kanseri nedeniyle ameliyat edilmiş, ameliyat sonrasında çekilen tomografisi ise “normal” olarak raporlanmıştı.
Testis kanseri, doğru evreleme ve uygun tedaviyle hastalıktan tamamen iyileşme (kür) şansının en yüksek olduğu kanserlerden biridir. Ameliyat sonrasında bazı hastalarda yalnızca yakın izlem yeterliyken, hastalığın yayılım gösterdiği durumlarda kemoterapi gerekir. Bu nedenle doğru evreleme, hastanın alacağı tedaviyi doğrudan belirler.
Hastayı yeniden değerlendirdiğimizde ise gerçek tablo çok farklıydı: Kanser karın içindeki lenf bezlerine yayılmıştı ve hasta evre IIB hastalık aşamasındaydı.
Yani “normal” raporlanan tomografinin arkasında, kemoterapi alması gereken aktif bir kanser vardı.
Eğer yalnızca bu rapora güvenilseydi, tedavi edilmesi gereken bir hasta yalnızca izleme alınabilir; hastalık ilerlerken tedavi için değerli zaman kaybedilebilirdi.
Bir kez daha aynı kelime karşımızdaydı:
Oysa tomografi normal değildi.
Kanser oradaydı. Üstelik karın içindeki lenf bezlerine yayılmıştı.
Mesele birkaç hekimin hatası değil
Bu iki olguyu birkaç hekimin dikkatsizliğine indirgemek kolay.
Oysa asıl tartışılması gereken, bu hataların ortaya çıkmasına zemin hazırlayan sağlık sistemidir.
Sağlıkta Dönüşüm’le birlikte sağlık hizmetinin başarısı giderek sayılar üzerinden ölçülür hale geldi: Kaç hasta muayene edildi, kaç MR ve tomografi çekildi, kaç görüntü raporlandı, bunlar ne kadar sürede tamamlandı?
Oysa sağlık hizmetinin niteliği rakamlarla ölçülemez.
Bir hekimin daha fazla hasta muayene etmesi, hastanın daha iyi değerlendirildiği anlamına gelmez. Nitelikli muayene; hastaya yeterli zaman ayırmayı, onu dinlemeyi, öyküsünü doğru almayı, muayenesini yapmayı ve bütün klinik bulguları birlikte değerlendirmeyi gerektirir. Çünkü muayenenin değeri kaç dakikada tamamlandığıyla değil, doğru tanıya ve doğru tedaviye ne kadar katkı sunduğuyla ölçülür.
Görüntüleme için de durum farklı değildir. Daha fazla MR veya tomografi çekmek, daha nitelikli sağlık hizmeti sunulduğu anlamına gelmez. Nitelikli radyolojik değerlendirme; görüntüyü yalnızca ekranda görmek değil, hastanın klinik öyküsünü bilmek, önceki tetkiklerle........
