menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mahmut Soner ve başımıza gelenler...

64 0
26.09.2026

Bugün size Mahmut Soner’den bahsedeceğim. Mahmut bugünün Türkiye'sinde haksızlığa uğramış ve maruz kalmaya devam eden binlerce kişiden sadece biri. Onun hayat hikayesi ve bugün olanlar sadece ona ait değil ülkenin sürüklendiği olumsuz durumun adeta billurlaşmış hallerinden birini temsil ediyor.

Mahmut’la tanışıklığımız ODTÜ’deki gençlik mücadelesi yıllarına uzanıyor. Ancak işin doğrusu koşturma içinde uzun boylu bir sohbetimiz oldu mu hiç hatırlamıyorum. Ben de bıraktığı izlenim şevkle devrimci mücadele içerisinde yer alan arkadaşlarımızdan biri olduğuydu.

Çok sonraları ondan yeniden haber almam ortak arkadaşlarla yaptığım sohbetler sayesinde oldu. Uzun yıllardır tutsaktı. Ona verilen ceza bitmesine rağmen bir çok 30 yılını doldurmuş insan gibi O da keyfi kararlarla serbest bırakılmıyordu. Onlara pişmanlık ve adeta yaşarken ölüm dayatılmaya çalışılıyordu. Devletin olanı biteni bir tür kan davası gibi algılamasının sonuçlarını görüyorduk.

Kendimize ve onlara gelecek için büyük bir "borcumuz" var, bunu da ancak bize dayatılanlara karşı direnerek, yeni mücadele yollarıyla,  sürüklenmeye çalışıldığımız çürümeyi aşarak ödeyebiliriz.

Aşağıda kardeşi Eylem Soner’in anlattıklarından da göreceğiniz gibi ülkemizdeki ceza sistemi, sadece kendine göre suçlu gördüğü kişiyi değil bütün ailesini ve hatta tüm toplumu cezalandırıyor. Bu durum politik tutsaklar için çok daha fazla geçerli, zira 12 eylül’ün mantığının bir devamı olarak cezalandırılma korkusu  topluma tutsaklar aracılığıyla dayatılıyor, değişim dönüşüm arayışlarının böylelikle önüne geçilebileceği var sayılıyor.

Bu ara malum “süreç” sayesinde bolca barış lafı ediliyor. Binlerce insan haksız yere hapishanelerde tutulmaya devam ediyor. Haksızlıkların sürdüğü, Adalet’in olmadığı bir yerde gerçekten toplumsal barış kurulabilir mi?

Eylem’e Mahmut’la ilgili merak ettiklerimi sordum, o da kendi dilince bize olan biteni anlattı. Şimdi ona kulak verelim:

‘Kente son kapıdan giriyoruz

Karanlığın usul ustaları

Keskin dişli bir köpeği

Üç kişinin yedeğinde gezdiriyorlar

Bize kimliğimizi soruyorlar

Mayısların hesabını soruyorlar

Sanmasınlar susan bir kuşağız

Bizden sonra bağıracak olanlar

İple sürgünle zulumla mapusla

Hele hesap sevdiklerimizin başı üstüneyse

Kim kaçaktır kim düzmece kim yiğit’

Gülten Akın - Seyran Destanı

Gençliği Gülten Akın’ın Seyran’ında geçti Mahmut’un. Gençliği dediysem, 25 yaşından bu yana tutuklu. 30 yıldır ‘içerde’. Gençliği mahpusta geçti.

Ailesi Yozgat’ın bir köyünden göçmüş. Oraya da ‘bir yerden’, bilinmiyor zira, konuşulmuyor yada. Büyükanne ve dede kendi aralarında Kürtçe konuşuyor, çocuklarla Türkçe. Kökenlerindeki göç aileyi Ankara’ya getiriyor bir vakit sonra, çoğunluğu İç Anadolu’dan göçen bir yoksul mahalleye.

Mahmut’un doğup büyüdüğü seneler, 1971-80 arası, belki daha da ileriye, koca bir ‘kayıp kuşaklar’ tarihi olacak on yıllar içinde.

Babası sosyalist, sendikada örgütlü bir işçi. 80 darbesinden sonra Mamak cezaevinde kalıyor bir süre. Seyran esasen çok sayıda sol fraksiyonun olduğu bir mahalle. Mahmut henüz çocukken tanışıyor sosyalistlerle.

1989’da ODTÜ’ye giriyor. Örgütlü mücadeleye öğrenciyken başlıyor.

O yıllar hem ülkenin hem dünyanın sıcak yılları. Sosyalist bloğun çöküşü, Körfez savaşı, ülkede yoksul-emekçi halklar üzerindeki politikalar, Sivas katliamı, Gazi Mahallesindeki ölümler, Susurluk, faili meçhul cinayetler… Onun örgütlü mücadeleyi seçmesindeki temel motivasyon sanıyorum tüm bunların içinde bir ‘genç’ olmasıydı. Soran, soruşturan, tartışan, haksızlığa hukuksuzluğa tahammülü olmayan hiçbir gence politik olmaktan........

© Bianet