menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

PROF. DR. FRANZ VOLHARD

12 0
01.02.2026

Şairimiz Ahmet Haşim, 1932 Mart’ında, henüz 45 yaşındayken ağır hastalıkların pençesine düşer.

Bir ara kalbi durma noktasına gelir. Hemen kan alınır, şairin yeniden nefes alması sağlanır.

Aynı yılın eylül ayında, bu kez sol tarafında ağır sancılar başlar. İstanbul’daki doktor dostları İhsan Rifat ve Fazıl Şerafeddin’in bütün çabaları ne yazık ki şairin sağlığına kavuşmasına yetmeyecektir.

Haşim’in böbrekleri ağır hasarlıdır.

Doktorları âni bir kararla, derhal Almanya’ya gitmesini, Frankfurt Kliniğinde çalışan ve İhsan Rifat Bey’in de dostu olan dünyaca ünlü böbrek ve kalp uzmanı Prof. Volhard’ın gözetiminden geçmesini tavsiye ederler. Süreğen sancıların bitkin düşürdüğü şairin başka seçeneği kalmamıştır. Bu uzak yolculuğun bunalan ruhuna iyi geleceğini, ünlü Alman doktorun da bozulan sağlığını düzelteceğini düşünerek gitmeyi kabul eder.

Soğuk ve rüzgarlı bir güz gecesi, ellerinde valizleriyle Sirkeci Garı’ndan kalkan Almanya trenine biner şair.

İki gün, iki gece sürecektir bu tren yolculuğu...

Ahmet Haşim için her tür seyahat, yazarları ve şairleri besleyen ‘Harikuladelikler avı’ demektir.

Treni İstanbul’dan ağır ağır uzaklaşırken, loş bir kompartımanın koltuğunda kalemini, defterini çoktan eline almıştır. Bu yolculukta yüreğinden dökülenleri, ‘bir hastanın yol notları’ diye betimler Haşim.

Frankfurt’un kurşuni göğü altında sınırları daha da genişleyecektir ‘bir hastanın yol notları’nın. Ve 1932’nin güzünden, 1933’ün Şubat ayına kadar Milliyet gazetesinde dizi olarak yayınlanlanacaktır.

Yirmi başlık altında topladığı eşsiz lezzetteki kısacık yazıları, şairin ölümünden kısa süre sonra, “Frankfurt Seyahatnamesi” adıyla, ‘otuz beş sayfalık bir başyapıt’ olarak geçecektir edebiyat tarihimize.

Ahmet Haşim’in Frankfurt’tan ayrılışından kısa süre sonra Hitler iktidarı başlamıştır.

Şairin, klinik yatağında başını yastıktan kaldırdığında ‘alnının bulutlara çarpacağını’ sandığı ‘külrengi sabahların’ ve ‘yağmurlu havasının öldürücü sıkıntısı’ dışında, o günlerin Frankfurt’undan bugünlere hiçbir güzel iz kalmamıştır. Mart 1933’ten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Haşim’in ıslak çimenlerinde yürüdüğü Main kıyısındaki rıhtım tabelasında “Hermann Göring Rıhtımı”, oturup derin düşüncelere daldığı Cafe Rumpelmayer’in önündeki caddenin tabelasında ise “Adolf Hitler Bulvarı” yazmaktadır artık.

Bir on yıl sonra, 1943’te, İngiliz ve Amerikan savaş uçaklarının tepesine on binlerce ton bomba yağdırdığı Frankfurt şehri tamamen harabeye dönmüş, Main üstündeki köprüler yıkılmış, Haşim’in ‘pergelin ve zevkin müşterek eseri’ diye övdüğü caddelerdeki ayak izleri moloz yığınları altında yok olmuştur.

Frankfurt Seyahatnamesi’ni her okuyuşumda hemen yapmak istediğim, fakat umutsuzca ertelediğim bir düşüncem vardır yıllardır: Haşim’in Frankfurt’ta minik anılar yaşadığı, adlarını ölümsüzleştirdiği meçhul kahramanların tek tek izlerini sürmek!

Hep merak ederim, Haşim’in kayıt belgeleri, doktor raporları, tahlil sonuçları, eprimiş bir dosya içinde kliniğin arşivinde duruyor mudur acaba? Şairin ağzından öylesine çıkan, “Seni İstanbul’a götürelim!” şakasını ciddiye alıp bir mektupla Münih’teki ailesinden İstanbul’a gitme izni koparan, o genç neşeli Alman hemşire kimdi, adı neydi örneğin?

Şairin Frankfurt’ta olduğunu duyup, onu klinikten aracıyla alıp öğle yemeği için kasabasına götüren, Taunus dağlarını gezdiren ve şairin ‘Sonbahar’ başlıklı enfes yazısına yol veren ‘şık bir moda mağazası sahibi (soyadı yok) meçhul şiirsever Niyazı Bey’ kimdi, nereliydi? Hangi rüzgar atmıştı onu 1920’lerde bir Alman kasabasına?

Klinikte, böbrek hastalarına tuz yerine verilen ‘citrovin’ ürününü Türk şairin doktorlara sıkça övdüğünden haberdar olup makam aracıyla Haşim’i ilaç fabrikasına (Chemiewerk) getirten, ona fabrikasını bizzat gezdiren, onuruna akşam yemeği veren fabrikatör Herr Abelmann neyin nesiydi?

Bu merakım olanca canlılığıyla hâlâ içimdedir. Asıl merak ettiğim baş kahraman ise, kendine has sağaltım yöntemleriyle, böbrek ve kalp üstüne yazdığı dört cilt kitabıyla dünyaya ün salmış Prof. Volhard idi.

Hepisinin izi sürülmeliydi. Fakat, 1930’ların izini sürmek kolay iş değil Almanya’da. Devlet dairelerinden, köklü kurumlardan alınacak özel bilgiler, belgeler........

© Aydınlık