menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Manipülasyonun Epistemolojisi

6 0
friday

Mohammed Bagher Ghalibaf’ın tweet’i etrafında şekillenen tartışma, yalnızca bir jeopolitik hamlenin duyurulması değil, aynı zamanda modern finansal piyasaların ontolojik zeminine yöneltilmiş bir sorgulamadır. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı başarıyla kapatması, dünya petrol piyasasında arz şokunun eşiğine gelinmesini sağlamıştır. Ancak bu askeri-ekonomik zafer, Batılı finansal aktörler tarafından öylesine ustaca manipüle edilmiştir ki, çoğu gözlemci bugün İran’ın hamlesini değil, ABD hazine tahvillerine yaşanan “anlamsız” kaçışı konuşmaktadır. İşte bu yazı, Ghalibaf’ın ima ettiği o büyük soruyu soracaktır: Fiziksel bir zafer, finansal bir simülakr içinde nasıl buharlaşır?

Boğazda Kazanılan ancak Ekranda Kazanılmamış Savaş Görünümü

Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılması, İran’ın caydırıcılık kapasitesinin ve stratejik sabrının somut bir tezahürüdür. Ghalibaf’ın tweet’i, bu başarının altını çizerken aynı zamanda bir hayal kırıklığını da dışavurur: Petrol fiyatlarının beklenen patlaması gerçekleşmemiş, küresel piyasalar “risk-off” moduna geçerek ABD tahvillerine sığınmış, ve İran’ın fiziksel zaferi finansal ekranlarda silik bir dipnota dönüşmüştür. Peki nasıl olur da dünya petrol ticaretinin dörtte birini kesen bir devlet, fiyat mekanizması üzerinde beklediği etkiyi yaratamaz? Cevap, petrol piyasasının “finansallaşması” ve “vibe-trading” adı verilen yeni bir duygu rejiminde gizlidir.

Sayısal gerçeklik şudur: 2 Mart 2026’da İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’nı resmen deniz trafiğine kapattığını duyurdu. Bu duyuru, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in eşgüdümlü saldırılarından sadece iki gün sonra gelmiştir. Kapanmanın ardından Körfez ülkelerinin ham petrol ve rafine ürün ihracatı, çatışma öncesi seviyelerin yüzde 10’unun altına düşmüş, küresel petrol üretiminden günlük yaklaşık 10,1 milyon varil arz çekilmiştir. Bu rakam, dünya toplam arzının yüzde 10’una tekabül etmektedir. IEA Başkanı Fatih Birol, bu krizi “1973, 1979 ve 2022’deki krizlerin toplam etkisini aşan, tarihin en büyük enerji krizi” olarak tanımlamıştır.

Hürmüz’ün Nicel Ağırlığı: Bir Dar Boğazın Matematiği

ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) verilerine göre, 2025’in ilk yarısında Hürmüz Boğazı’ndan günlük ortalama 20,9 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü geçmiştir. Bu miktar, küresel deniz yoluyla petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 25 ila 29’una ve dünya sıvı petrol tüketiminin yaklaşık beşte birine karşılık gelmektedir. Sadece ham petrol bazında düşünüldüğünde bile, 2025 yılında boğazdan günlük yaklaşık 15 milyon varil ham petrol geçtiği tahmin edilmektedir.

Boğazın kapanması, Körfez ülkelerinin günlük yaklaşık 10 milyon varil ham petrol ihracatını fiilen dondurmuştur. Bunun yanı sıra, Katar’dan yapılan LNG ihracatı —ki bu ihracat aylık yaklaşık 10 milyar metreküp hacminde olup küresel tüketimin beşte birini karşılamaktadır— Mart 2026 başından itibaren tamamen durmuştur. Bölgedeki rafineri kapasitesinin 300.000 varilin üzerinde bir kısmı da kapatılmak zorunda kalmıştır.

Fitch Ratings’in senaryo analizine göre, boğazın üç ay kapalı kalması halinde Brent petrol fiyatının bu süre zarfında ortalama 130 dolar seviyesine yükselmesi, altı ay kapalı kalması halinde ise 130-170 dolar aralığına fırlaması ve yıl sonunda ancak 90 dolara gerilemesi beklenmektedir. Fitch’in 2026 yılı için temel senaryo tahmini ise varil başına 70 dolar seviyesindedir — ki bu da savaş öncesi 63 dolarlık beklentinin oldukça üzerindedir. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ise çatışma öncesinde boğazdan günlük ortalama 20 milyon varil petrol geçtiğini, bu miktarın küresel deniz yoluyla petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 25’ine denk geldiğini raporlamıştır. Çatışmanın ardından boğazın fiilen kapanması, bu akışın neredeyse tamamını kesmiş ve dünya petrol arzının yaklaşık beşte birini devre dışı bırakmıştır.

İran’ın bu hamlesinin başarısı, sadece boğazı kapatma kapasitesinde değil, aynı zamanda bunun yarattığı ekonomik sonuçlarda da kendini göstermektedir. Nisan 2026 ortası itibarıyla Brent petrol fiyatları varil başına 99 dolar seviyesine ulaşmış, çatışma öncesi seviyelere göre yaklaşık yüzde 30 oranında bir artış kaydedilmiştir. Daha da çarpıcı olanı, İran’ın kendi ağır ham petrolünün OPEC ortalama fiyatının Mart 2026’da varil başına 124 dolara yükselmiş olmasıdır — Şubat 2026’da bu rakam sadece 67 dolardı. Tanker takip verilerine göre, İran’ın günlük petrol yüklemeleri Şubat başından itibaren 2 milyon varil seviyesine çıkmış, bu rakam 2025 aylık ortalamasının 300.000 varil üzerindedir. Çin’e yapılan İran petrol sevkiyatları günlük 1,6 milyon varile yükselmiş, Hindistan ile birlikte toplam ihracat Nisan 2026’da günlük yaklaşık 1,7 milyon varile ulaşmıştır. Reuters’ın aktardığına göre, İran ham petrolü ilk kez Brent benchmark’ının üzerinde işlem görmektedir — yıllardır yaptırım korkusuyla iskonto edilen İran petrolü için tarihi bir dönüşüm. Aylık petrol gelirleri ise önceki döneme kıyasla iki katından fazla artmıştır. Bu rakamlar, Ghalibaf’ın tweet’inin arkasındaki somut başarıyı gözler önüne sermektedir.

Vibe-Trading ve Risk-Off: Duygunun Rasyonaliteyi Yenmesi

Geleneksel ekonomi, fiyatların arz-talep dengesiyle belirlendiğini öğretir. Ancak 21. yüzyılın enerji piyasaları, etkin piyasa hipotezini alaycı bir gülümsemeyle karşılamaktadır. Ghalibaf’ın tweet’inin hedef tahtasındaki ilk mekanizma, vibe-tradingdir: Yatırımcıların bilanço veya jeolojik rezerv verilerine değil, Twitter’da dolaşan bir haritaya, bir generalin kaş çatmasına veya bir haber kanalındaki başlığın tonuna göre pozisyon aldığı bir işlem biçimi.

Hürmüz gerilimi yükseldiğinde, algoritmik fonlar ve spekülatörler önce risk-off refleksiyle hareket ederler. Bu, yüksek betalı varlıklardan (petrol vadeli işlemleri dahil) çıkıp, safe haven olarak kodlanmış enstrümanlara —başta ABD hazine tahvilleri, altın ve dolar— yönelmek demektir. Oysa rasyonel bir analiz, tam da bu noktada petrol fiyatlarının yukarı yönlü dev bir baskı hissetmesi gerektiğini söyler. Fakat piyasalar rasyonel değildir; sürü psikolojisi ve narrative momentum, fiziksel arz daralmasının önüne geçer.

Bu sürecin sayısal izdüşümü şöyledir: ABD Emtia Vadeli İşlemler Ticaret Komisyonu (CFTC) verilerine göre, spekülatif petrol pozisyonları 2026 başında net uzun 124,6 bin kontrat seviyesindeyken, Şubat 2026 ortasında 117,8 bin kontrata gerilemiştir. Daha da çarpıcı olanı, Ocak 2026’da spekülatif petrol pozisyonlarının net uzun 58,1 binden net kısa 44,8 bin kontrata dönmesidir — büyük hedge fonlarının ve tüccarların artık fiyatların düşeceğine bahis oynadığını gösteren bir dönüşüm. Bu, fiziksel arzda günlük 10 milyon varillik bir daralmanın yaşandığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Hedge fonlarının üç büyük ham petrol vadeli işlemindeki net uzun pozisyonları 2025 yılını yalnızca 113 bin kontratla tamamlamıştır — bu, kayıtlardaki en zayıf yılsonu boğa pozisyonu olarak tarihe geçmiştir.

WTI ham petrol vadeli işlemleri, 2025 yılında tarihte ilk kez net kısa pozisyona dönmüştür — bir dönüm noktası. Oil Price Information Service uzmanlarından Dr. Sara Vakhshouri’nin belirttiği gibi, “Bu tarihi dönüşüm, algoritmaların, duygunun ve anlatının birleşmesiyle mümkün olmuştur” ve “piyasa gerçekliğinin temel göstergeler kadar anlatı ve algoritmik amplifikasyon tarafından yönlendirildiğini” göstermektedir. Bu durum, vibe-trading’in artık marjinal bir fenomen değil, piyasa fiyatlamasının merkezi bir mekanizması olduğunu kanıtlamaktadır.

İşte Ghalibaf’ın ima ettiği manipülasyonun ilk adımı buradadır: ABD ve müttefikleri, “risk-off” anlatısını besleyerek sermayenin tahvillere kaçışını hızlandırmış, böylece Hürmüz’deki daralmanın petrol fiyatları üzerindeki etkisini nötralize etmişlerdir. Bu, bir vibe-hedging durumudur: Yatırımcılar, ölçülebilir bir riskten korunmak yerine, kolektif bir duygunun peşinden koşarlar.

Paper Oil: Fiziksel Varilin Finansal Hayaleti

Modern petrol piyasasının en büyük yalanı, paper oil (kâğıt petrol) ile fiziksel petrol arasındaki uçurumdur. Her gün ekranlarda el değiştiren vadeli işlem sözleşmelerinin hacmi, gerçek tankerlerle taşınan petrole oranla katbekat fazladır. Bu, emtiaların finansallaşması sürecinin doruk noktasıdır: Petrol, bir enerji kaynağı olmaktan çıkmış, bir likidite ve kaldıraç aracına dönüşmüştür.

Sayısal karşılaştırma şu çarpıcı gerçeği ortaya koymaktadır: Küresel petrol tüketimi günde yaklaşık 100 milyon varil iken, finansal piyasalarda günlük işlem gören petrol hacmi yaklaşık 6 milyar varildir. Bu, fiziksel tüketimin tam 60 katı anlamına gelmektedir. Vadeli işlem piyasalarında işlem gören petrol hacmi, fiziksel piyasadaki işlem hacminin 10 ila 20 katı arasında değişmektedir. Brent petrol vadeli işlemlerinde ise günlük işlem hacmi 400 bin kontratın üzerinde seyretmektedir — her bir kontrat 1.000 varili temsil ettiğinde, bu günlük 400 milyon varilin üzerinde bir kağıt petrol işlemine denk gelmektedir. Bu rakam, günlük fiziksel tüketimin dört katından fazladır. Üstelik bu işlemlerin büyük kısmı, fiziksel teslim alma niyeti olmayan spekülatörler tarafından gerçekleştirilmektedir.

Emtiaların finansallaşması süreci, fiyat oluşum mekanizmasını kökten değiştirmiştir. Günümüzde borsa yatırım fonları (ETF’ler), hedge fonlar, emeklilik fonları ve varlık yöneticileri, emtiaları çeşitlendirilmiş yatırım portföylerinin bir parçası olarak görmektedir. Bu durum, petrol fiyatlarının arz-talep temellerinden bağımsız olarak, finansal piyasalardaki likidite koşullarına, faiz beklentilerine ve risk iştahına duyarlı hale gelmesine yol açmıştır. Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının yarattığı fiziksel arz şoku, bu finansal sarmal içinde neredeyse görünmez kılınmıştır.

Safe Haven ve Tahvil Piyasasının Sayısal Tablosu

ABD hazine tahvillerine “güvenli liman” akışının nicel boyutu da dikkate değerdir. Şubat 2026 ortalarında, jeopolitik gerilimlerin ve ticaret politikası belirsizliklerinin artmasıyla birlikte, 10 yıllık ABD hazine tahvili getirisi yaklaşık yüzde 4,09 seviyesine gerilemiştir. Getirilerdeki bu düşüş (fiyatların yükselmesi anlamına gelir), yatırımcıların artan belirsizlik karşısında güvenli limana yöneldiğinin bir göstergesidir. 2025 yılı sonunda 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 4,145 olarak kapanmışken, 2 yıllık tahvil getirisi yüzde 3,469 seviyesindeydi. Morningstar ABD Core Bond Endeksi, Fed’in 75 baz puanlık faiz indirimlerinin de etkisiyle 2025 yılında yüzde 7,3 getiri sağlamıştır.

IMF’nin Nisan 2026’da yayımladığı Küresel Finansal İstikrar Raporu’na göre, hedge fonlarının faiz türevlerine ve egemen tahvillere olan maruziyeti 2020’den bu yana iki kattan fazla artarak 2025’te 18 trilyon doların üzerine çıkmıştır. Aynı rapor, “yüksek borç seviyeleri ve daha fazla yeniden finansman riskinin, çekirdek egemen tahvil piyasalarında getirilerin yükselmesini hızlandırabileceğini” vurgulamaktadır. IMF ayrıca, özel sermayeli yatırımcıların repo piyasalarındaki kaldıraçlı pozisyonlarının “tahvil piyasalarını kırılgan hale getirebileceği” uyarısında bulunmaktadır. Bu uyarılar, Ghalibaf’ın tweet’inde işaret edilen “tahvillerin güvenli liman statüsünün giderek bir inanç rejimine dönüşmesi” tezini nicel olarak desteklemektedir.

Dated Brent vs. ABD Tahvili: Bir Çıpanın Metafiziği

Tweet’in en çarpıcı kısmı, iki piyasa arasında yaptığı ontolojik ayrımdır: “Difference: oil at least has Dated Brent. Treasuries? Vibes all the way down.” (Fark: Petrolün en azından Dated Brent’i var. Tahviller? Sonuna kadar vibe.)

Dated Brent, S&P Global Platts tarafından her gün fiziksel Kuzey Denizi sevkiyatlarına dayanarak hesaplanan bir benchmark’tır. Şu anda benchmark’ın altında yatan altı ham petrol türü bulunmaktadır: Brent Ninian Blend, Forties Blend, Oseberg, Ekofisk, Troll ve WTI Midland. Bu altı ham petrol türü toplamda günlük 2,5 milyon varil üretim hacmini temsil etmektedir. Her gün, bu altı tür arasından en rekabetçi olanı, Dated Brent değerlendirmesinin nihai fiyatını belirlemektedir. S&P Global’in değerlendirme metodolojisi, yalnızca belirli yükleme tarihleri atanmış fiziksel kargoları dikkate almakta ve her gün Londra saatiyle 16:30’da en işlenebilir, tekrarlanabilir spot piyasa değerini yansıtmaktadır. 2025 yılı boyunca, Dated Brent piyasasında yaklaşık 200 kargonun el değiştirdiği raporlanmıştır. Evet, Dated Brent de finansal türevlerin baskısı altındadır, evet o da spekülasyona açıktır; ancak son kertede bir varilin, belirli bir kalitede, belirli bir yükleme penceresinde, belirli bir limanda teslim alınması gerektiği gerçeğine bağlıdır. Fiziksel bir çıpadır bu.

ABD hazine tahvili ise, fiziksel bir referanstan yoksundur. Onun “güvenli liman” statüsü, ABD’nin ödeme kapasitesine, dolar hegemonyasına, piyasa derinliğine ve en önemlisi tarihsel alışkanlığa dayanır. IMF’nin Nisan 2026 Küresel Finansal İstikrar Raporu, gelişmiş ekonomilerin yüksek borç/GSYH oranlarının, bu ülkelerin kamu finansmanlarını bölgesel çatışmalar sırasında görülen türden ani hareketlere karşı son derece savunmasız hale getirdiğini vurgulamaktadır. Raporda ayrıca, “çekirdek egemen tahvil piyasalarındaki yüksek borç seviyeleri ve daha 

fazla yeniden finansman riskinin, tahvil getirilerinin yükselmesini hızlandırabileceği” ve “tahvil piyasalarındaki daha büyük oynaklığın, finansman piyasalarını sıkıştırabileceği ve devlet-banka bağlantısını yeniden canlandırabileceği” uyarısı yapılmaktadır.

Manipülasyonun Epistemolojisi: Neden İran’ın Başarısı Unutturuluyor?

Ghalibaf’ın tweet’i üzerinden yürütülen tartışmanın en acı sonucu, İran’ın stratejik başarısının neredeyse tamamen gölgelenmiş olmasıdır. Oysa sayısal veriler, İran’ın hamlesinin ne denli etkili olduğunu açıkça göstermektedir:

10,1 milyon varil/gün fiziksel arz devre dışı kalmıştır (küresel arzın yüzde 10’u). 172 milyon varil rakip Körfez petrolü piyasadan çekilmiştir. İran’ın ham petrol fiyatı Mart’ta 124 dolar/varil olmuş, Şubat’taki 67 doların neredeyse iki katına çıkmıştır. İran’ın günlük yüklemeleri 2 milyon varile ulaşmış, Çin’e sevkiyatlar günde 1,6 milyon varile yükselmiştir.

İran petrolü ilk kez Brent benchmark’ının üzerinde işlem görmektedir. Aylık petrol gelirleri önceki döneme göre iki katından fazla artmıştır. Bunlar, bir devletin caydırıcılık kapasitesinin ve stratejik sabrının somut meyveleridir. Hürmüz Boğazı’nı kapatmak, askeri bir operasyon değil, bir coğrafi silahın kullanılmasıdır — İran’ın nükleer eşiği geçmeden yaratabileceği en büyük küresel baskı aracı.

Ancak ABD ve müttefikleri, bu başarıyı üç aşamalı bir manipülasyonla kısmen nötralize etmiştir:

1. Anlatı kontrolü: Petrol fiyatındaki artış, “İran’ın provokasyonu” olarak çerçevelenirken, Hürmüz’deki fiziksel arz daralmasının kendisi görünmez kılınır.

2. Finansal baskı: “Risk-off” ve “vibe-trading” yoluyla sermaye tahvillere kanalize edilir. Spekülatif kısa pozisyonlar petrol fiyatını baskılar. Bu bağlamda IEA’nın Mart 2026’da tarihin en büyük koordineli rezerv salımı olan 400 milyon varil petrolü piyasaya sürme kararı da kritik bir müdahaledir. Bu rezervin sadece Mart sonu itibarıyla 206 milyon varillik kısmı piyasalara ulaşmıştır.

3. Benchmark manipülasyonu: Dated Brent gibi fiziksel göstergeler dahi, paper oil işlemlerinin hacmi karşısında orantısız bir etkiye sahip olmaktan çıkar. Fiyat, artık fiziksel değil, dijital bir oyun alanında belirlenir.

Ve Sonuçta, dünya bir petrol krizinin eşiğinden döndüğünü bile çok fark etmez. Medya, petrol fiyatlarındaki mütevazı oynaklığı değil, tahvil getirilerindeki düşüşü ve dolar endeksindeki yükselişi konuşur. İran’ın zaferi, bir simülakr içinde erir.

Fiziksel Olanın Geri Dönüşü ve Sayısal Hakikat

Ghalibaf’ın tweet’i, bir uyarıdır aynı zamanda. “Vibes all the way down” diyerek, modern finansal piyasaların nihai kırılganlığını işaret eder. ABD tahvillerine duyulan güven, sonsuza dek kolektif bir inançla taşınamaz. IMF’nin uyardığı gibi,

yüksek borçluluk, repo piyasasındaki kırılganlıklar ve yatırımcı tabanının fiyat-duyarlı özel aktörlere kayması, bu statünün aşınmasına yol açabilir.

Bir gün, o inanç sarsıldığında —borç krizi, enflasyon şoku veya repo piyasasında bir domino etkisiyle— fiziksel olana, somut olana, varile ve boğaza sahip olanların ağırlığı ortaya çıkacaktır. İran, bugün Hürmüz’de kazandığı zaferi finansal ekranlarda kaybetmiş olabilir. Ancak bu, oyunun kurallarının sonsuza dek böyle işleyeceği anlamına gelmez.

Sayısal hakikat şudur: İran’ın Hürmüz’ü kapatması, küresel petrol arzının yüzde 10’unu devre dışı bırakmış, İran petrol fiyatını yüzde 85 oranında artırmış (67 dolardan 124 dolara), aylık petrol gelirlerini iki katından fazla yükseltmiş, Brent petrolü 100 dolar seviyesine taşımış, İran’ı tarihinde ilk kez kendi petrolünü benchmark’ın üzerinde satar hale getirmiştir. Bu, hiçbir “vibe” ile silinemeyecek bir başarıdır.

Petrolün bir gün yeniden fiziksel bir emtia olarak fiyatlanacağı, kâğıt oyunlarının çökeceği ve boğazı tutan elin fiyat etiketini de yazacağı bir geri dönüş mümkündür. Ghalibaf’ın tweet’i, işte o günün habercisidir. Ve o gün geldiğinde, “vibe-trading” yapanların değil, Hürmüz’ün nöbetçilerinin haklı çıktığı anlaşılacaktır.

Bu kurgu aslında, modern finansın en büyük yanılsamasını ifşa ediyor: Paper oil, bir süreliğine fiyatları baskılayabilir, ancak fiziksel kıtlığın kendisini ortadan kaldıramaz. Nisan 2026 itibarıyla, kâğıt piyasası ile fiziksel piyasa arasındaki uçurum tarihin en geniş seviyelerine ulaşmış durumda: Dated Brent fiziksel petrolü varil başına 141 dolar seviyesinde işlem görürken, vadeli işlem fiyatları 107 dolar civarında seyrediyor. Aradaki 34 dolarlık makas, küresel bir arz şokunun yaşandığına, ancak finansal oyuncuların bu gerçeği henüz tam olarak fiyatlamadığına işaret ediyor. Bu kopukluk, sürdürülemez olanın ta kendisidir. Fiziksel petrol olmadan uçaklar havalanamaz; kamyonlar mal taşıyamaz; fabrikalar üretim yapamaz. Bu gerçeklik, er ya da geç finansal fiyatları kendine çekecek ve Jeff Currie’nin deyimiyle, kâğıt petrol fiyatının fiziksel fiyata yakınsaması "sert bir yükseliş dalgası" (violent swing up) olarak gerçekleşecektir. Soru "ne zamana kadar sürdürülebilir?" değil, "daha ne kadar sürdürülebilir?" olmalıdır. IMF, petrol fiyatlarının 2027 yılına kadar varil başına 100 dolar seviyesinin üzerinde kalması durumunda küresel ekonominin resesyona sürüklenebileceği uyarısını yaparken, Bakan Şimşek ise petrol fiyatlarının 80 dolar olması durumunda bile enflasyonun 2,8 ile 3,5 puan arasında ek yük getireceğini hesaplıyor. Bu noktada sorun, ABD stratejik rezervlerini piyasaya sürerek zaman kazanmaya çalışıyor. 12 Mart 2026’da rezervden 172 milyon varil petrolün piyasaya sürüleceği duyuruldu. UEA’nın koordineli salımıyla birlikte toplamda piyasaya sürülen 400 milyon varil petrolün yaklaşık beş ay yeteceği hesaplanıyor. Ama bu sadece bir ertelemedir, çözüm değildir. Rezervlerin tükenmesinin ardından fiziksel kıtlık tüm şiddetiyle ortaya çıkacaktır. Reel dünyadaki etkiler çoktan kendini göstermeye başladı bile: Jet yakıtı fiyatları şubat sonunda varil başına 99 dolardan nisan başında 209 dolara fırladı. Lufthansa 20 bin uçuşunu iptal etti; uçak bileti fiyatları dolar bazında ikiye katlandı. Türkiye’de motorin fiyatları 80 TL sınırını aştı. Avrupa’da bazı ülkelerin jet yakıtı stokları 20 günün altına geriledi. Elektrikli araçlara talep patladı çünkü 

insanlar benzin istasyonlarına güvenemiyor. Kağıt oyunları, var olmayan bir sanal alemde varlığını ne kadar sürdürebilir? Fiziksel petrol, finansal piyasaların kısa vadeli manipülasyonlarına ancak rezervlerin tükendiği ana kadar boyun eğer. Rezervler tükenmeye başladığında, fiziksel kıtlık bir piyasa "kaygısı" olmaktan çıkar ve bir "panik"e dönüşür. İşte o zaman vadeli fiyatlar gerçek teslim fiyatlarına tırmanarak yakınsar. Finansal mühendislik, Hürmüz’deki varilin boğazdan nasıl geçeceğini çözemez. O boğazın kapısını açacak olan, kâğıt üzerindeki manipülasyon değil, ancak fiili bir askeri çözümdür. İran’ın elindeki en büyük koz da tam olarak budur: Zaman. Boğaz ne kadar uzun süre kapalı kalırsa, finansal oyunların sürdürülebilirlik sınırına o kadar yaklaşılır.

Trump'ın ateşkesi tek taraflı olarak uzatmasının ardındaki temel dinamiklerden biri, tam da fiziksel petrol piyasasının yarattığı ezici baskıdır. Pembe çizilen resmin aksine, Hürmüz Boğazı kapalı kalmaya ve sevkiyatlar sekteye uğramaya devam ettiği için petrol fiyatları yüksek seyretmektedir. Ghalibaf'ın da altını çizdiği İran'ın stratejik dayanıklılığı karşısında odadaki görünmez fil, Trump'ın halk arasında hissettirdiği ekonomik rahatsızlıktır. Nisan ayı ortası itibariyle Brent petrol fiyatı 100 doların üzerine çıkmış ve Amerikan Başkanı'nın ateşkes açıklamasının hemen öncesinde iki gün üst üste yüzde 9'a varan oranda değer kazanmıştı. Beyaz Saray'ın motorin fiyatlarındaki artışı kontrol altına almak için yabancı bayraklı gemilere tanınan muafiyeti uzatmayı düşünmek zorunda kalması, bu baskının somut bir göstergesidir. Ayrıca, Hürmüz ablukasının her gün İran'a maliyetinin 500 milyon dolar olduğunu iddia eden Başkan'ın, bu veriyi sanki alemde varlığını ne kadar sürdürebilir? Fiziksel petrol, finansal piyasaların kısa vadeli manipülasyonlarına ancak rezervlerin tükendiği ana kadar boyun eğer. Rezervler tükenmeye başladığında, fiziksel kıtlık bir piyasa "kaygısı" olmaktan çıkar ve bir "panik"e dönüşür. İşte o zaman vadeli fiyatlar gerçek teslim fiyatlarına tırmanarak yakınsar. Finansal mühendislik, Hürmüz’deki varilin boğazdan nasıl geçeceğini çözemez. O boğazın kapısını açacak olan, kâğıt üzerindeki manipülasyon değil, ancak fiili bir askeri çözümdür. İran’ın elindeki en büyük koz da tam olarak budur: Zaman. Boğaz ne kadar uzun süre kapalı kalırsa, finansal oyunların sürdürülebilirlik sınırına o kadar yaklaşılır.

Trump'ın ateşkesi tek taraflı olarak uzatmasının ardındaki temel dinamiklerden biri, tam da fiziksel petrol piyasasının yarattığı ezici baskıdır. Pembe çizilen resmin aksine, Hürmüz Boğazı kapalı kalmaya ve sevkiyatlar sekteye uğramaya devam ettiği için petrol fiyatları yüksek seyretmektedir. Ghalibaf'ın da altını çizdiği İran'ın stratejik dayanıklılığı karşısında odadaki görünmez fil, Trump'ın halk arasında hissettirdiği ekonomik rahatsızlıktır. Nisan ayı ortası itibariyle Brent petrol fiyatı 100 doların üzerine çıkmış ve Amerikan Başkanı'nın ateşkes açıklamasının hemen öncesinde iki gün üst üste yüzde 9'a varan oranda değer kazanmıştı. Beyaz Saray'ın motorin fiyatlarındaki artışı kontrol altına almak için yabancı bayraklı gemilere tanınan muafiyeti uzatmayı düşünmek zorunda kalması, bu baskının somut bir göstergesidir. Ayrıca, Hürmüz ablukasının her gün İran'a maliyetinin 500 milyon dolar olduğunu iddia eden Başkan'ın, bu veriyi sanki bir pazarlık kozuymuş gibi kullanma çabası da bu baskının bir yansımasıdır. Fakat asıl mesele şudur: Nisan ayı sonunda dünya petrol arzından günlük yaklaşık 15 milyon varil eksilmiştir ve bu toplam eksilme 400 milyon varilin üzerine çıkmıştır. Devreye sokulan stratejik rezervler hızla erirken, mevcut senaryolara göre ateşkesin bozulması halinde petrol fiyatının 120 dolar bandını aşacağı ve krizin altı aya uzaması durumunda 170-190 dolar gibi felaket senaryolarının tetikleneceği öngörülmektedir. Kâğıt oyunlarının ve geçici ateşkeslerin bir an önce fiziksel petrole erişim sağlayamaması halinde, daha önce bahsedilen "yakınsama" (convergence) çok sert ve yıkıcı bir şekilde gerçekleşecektir. Bu yüzden ABD, bir an önce görüşme masasında tarafları uzlaştırmak zorundadır. İran'ın zamanı iyi kullandığını görüyor, kendini bölgede başarılı konumlandırdığını biliyor ve tüm bu fiziksel parametreler çerçevesinde pazarlık gücünü artırarak masaya daha güçlü oturduğunu anlıyoruz. Trump ise tam da bu nedenle ateşkesi kendisi zorunlu olarak uzatmakta; çünkü kâğıt oyunlarının ve finansal manipülasyonun nihai kazananı artık belli olmaya başlamıştır.


© Aydınlık