İndirgeme ile özgüllük arasında
Edebi metni anlamak, onu ideolojik düzeyin görece özerk ama hiçbir zaman bağımsız olmayan bir alanı olarak kavramakla başlar. Yazınsal üretim, toplumsal, ekonomik ve siyasal koşullardan beslendiği için bu koşulları görmezden gelen her okuma kendini başından kör etmiş demektir. Ama öte yandan yazınsal olanı bu koşulların düz bir yansıması saymak da onu açıklamaz, çözündürür.
MEKANİK AÇIKLAMANIN AÇMAZI
Toplumsal koşullar belirleyicidir, bu doğru; yazarın sınıfsal konumu metnin ufkunu çizer, bu da doğru. Ama bu doğruların mekanik bir işleyişe dönüşmesi, yani metnin yazıldığı dönemin ekonomik ilişkilerinden ya da yazarın geldiği toplumsal zümrenin çıkarlarından doğrudan türetilmesi, artık bir çözümleme olma özelliğini yitirir, bir indirgemedir bu. Edebi metnin kendisine özgü olan, yani başka hiçbir tarihsel belgeyle tam örtüşmeyen o estetik özgüllük, daha baştan işlevsizleştirilir. Oysa edebi metin bir belge değildir. Tarih, siyasi raporlar, iktisat kayıtları bir dönemin ekonomik ilişkilerini öğretir. Aynı dönemin insanının hangi çelişkilerin içinde sıkıştığını, egemen düzenin kendisini nasıl doğal ve kaçınılmaz gösterdiğini, bu doğallık örtüsünün nerede yırtıldığını anlamak içinse edebiyata bakmak gerekir. Çünkü edebiyat, o ilişkilerin içinden, onların çelişmelerini ve söyleyemedikleri şeyleri de söyler. Sanatın kavrayış gücü, ona içkin olmasına rağmen onunla yetinmemesinden gelir.
Bir yazarın siyasi inançları ile yapıtının tarihsel işlevi bu yüzden her zaman örtüşmeyebilir, ayrıştığı........
