Eve çekilen aşk 3: Koridor
İlk iki yazıda evin yapısını ve duvarlardaki çatlakları göstermeye çalıştım. Şimdi, iki yüzyıllık bir yola, o yola uzanan koridora bakacağız.
DOĞAL AŞK VE TOPLUMSAL AŞK
Rousseau kendilik sevgisi ile kendini beğenmeyi ayırdığında da benzer bir yapı kuruyor. Onun dediğince doğanın saf sevgisi var, toplumsallaşmayla bozulmuş; toplumun yarattığı egoist sevgi var, başkasının gözünde kendini görmenin sefaletiymiş. Rousseau bu ayrımı, İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı Üzerine Söylev’de de yapıyor ve yanlış ve doğru aşk diye bir ölçü de getiriyor: Doğru aşk, içe çekilmiş, masum, sahici aşktır, yanlış aşk ise dışarıda, sergilenen, kıyaslamaya açık olan aşk. Bu, doğal olan ile toplumsal olan arasında bir ayrım arayışı olarak okunabilir ve bu ayrım, 18. yüzyıl Cenevre’sinin küçük burjuva idealinin felsefeye terfi etmiş hâlidir.
Empedokles’in kozmik sevgisi, Heraklitos’un karşıtların çekimi, Platon’un Symposium’undaki eros, Aristoteles’te nasıl indirgendiyse, Rousseau’da içselleştiriliyor. Aşk artık dışarıdaki bir kuvvet, dünyayı dünya yapan bir ilke değildir; öznellik tekniğine, mahrem bir mektubun yazıldığı odaya çekilmiştir. Modern aşkın bütün şikâyeti, biraz da bu odanın darlığından.
Goethe’nin Werther’ini de eve çekilmiş bu aşkın doğrudan veliahdı olarak görmek mümkündür. Werther aşkını dışarı taşıyamadığı için kendine bir kurşun sıkmış ve aşkı bir intihar mektubuna kapatmıştı. Hegel’in tarif ettiği mutsuz bilinç figürü, yani kendiyle bölünmüş öznenin sonsuz iç sıkıntısı, Rousseau’nun açtığı odadan çıkamayan bir bilinç hâlinin felsefi tanıklığı sayılabilir. Romantik kuşağın bütün bir aşk anlatısına iç çekiş sözcüğünün damga vurması da bundandır biraz. İçeri çekilmiş aşk, kendine içkin bir estetiğe........
