menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gerçeğe benzeyen ile gerçek arasında

10 0
21.02.2026

Bazen yaşadığımız çağın gerçek olduğundan emin olamıyorum. Bir savaş görüntüsüyle bir eğlence videosunun aynı ekranda akıp gittiği, acının bir sonraki kaydırmada unutulduğu, hakikatin algoritmaya göre sıralandığı bir zamandayız. Bu durum bana çoğu zaman bilinçli bir tasarım değil de kolektif bir rüya halini düşündürüyor. Sanki toplum olarak sürreal bir atmosferin içinde yaşıyoruz.Sürrealizm, aklı devre dışı bırakıp bilinçaltını ve rüyayı merkeze alan bir sanat hareketiydi. Ama bugün yaşadığımız şey estetik bir tercih değil. Gerçek ile temsilin yer değiştirdiği bir çağ bu. Jean Baudrillard’ın sözünü ettiği simülasyon düzeni artık teori değil, gündelik hayatın ta kendisi.Sahada çalışırken şunu çok net görüyorum. Olay yerindeki gerçeklik ile ekranlarda dolaşan gerçeklik aynı şey değil. Bir enkazın başında bekleyen insanın sessizliği ile sosyal medyada dolaşan “duygu paketleri” arasında uçurum var. Foto muhabirliği tam da bu uçurumda duruyor. Gerçek olanla, gerçeğe benzeyen arasındaki sınırı korumaya çalışıyor.Peki yapay zeka bu sürreal atmosferi dağıtabilir mi?Teorik olarak mümkün. Büyük veri içinde yalanı ayıklayabilir, manipüle edilmiş görüntüyü tespit edebilir, bilgi kaosunu düzenleyebilir. Doğru kullanıldığında, bir pusula gibi çalışabilir. Ama pusula yönü belirlemez, sadece gösterir. Yönü yine insan tayin eder.Sorun tam burada başlıyor. Yapay zeka aynı zamanda kusursuz görünen sahte görüntüler üretebiliyor. Hiç yaşanmamış bir anı, yaşanmış gibi gösterebiliyor. Bir protestoyu kalabalıklaştırabiliyor, bir kalabalığı seyreltebiliyor. Bir lideri hiç söylemediği bir cümleyle konuşturabiliyor. Gerçekliğin estetiğini taklit etmek artık teknik olarak mümkün.Bu durumda sürrealizm azalmaz, derinleşir.Çünkü mesele teknik değil, etik. Mesele kapasite değil, niyet. Eğer yapay zeka bağımsız gazeteciliği güçlendirmek için kullanılırsa, arşivleri temizlemek ve manipülasyonu ifşa etmek için devreye girerse, hakikate hizmet edebilir. Ama propaganda için, algı yönetimi için, hız ve dikkat ekonomisi için kullanıldığında gerçeğin yerini tamamen temsil alır.Toplumlar sürrealist etkiden ancak bilinçle çıkabilir. Medya okuryazarlığı olmadan, eleştirel düşünce gelişmeden, algoritmalar şeffaflaşmadan bu mümkün değil. Çünkü artık mesele “ne oldu?” sorusu değil, “gördüğüm şeye neden inanıyorum?” sorusu.Foto muhabirliği açısından bakarsak durum daha da hayati. Bir gün insanlar “Bu fotoğraf gerçekten çekildi mi?” diye sormaya başlarsa, sahada olmanın anlamı değişir. Oysa bizim işimiz estetik üretmek değil, tanıklık etmek. Tanıklık ise güvene dayanır.Belki de asıl soru şu. Yapay zeka çağında hakikat savunulabilir mi?Ben savunulabileceğini düşünüyorum. Ama teknoloji sayesinde değil, teknolojiye rağmen. Hakikat hala bir insanın bir yerde durup “Ben bunu gördüm” demesiyle başlıyor. Makine veri işleyebilir ama vicdan taşımaz. Görüntü üretebilir ama sorumluluk hissetmez.Sürreal atmosferden çıkış yolu yapay zekadan değil, insanın hakikatle kurduğu ilişkiden geçiyor. Eğer biz gerçeği savunmaktan vazgeçersek, en gelişmiş algoritma bile bizi kurtaramaz. Ama gerçeğe ısrarla tutunursak, yapay zeka bir araç olabilir.Gerçeğe benzeyen ile gerçeğin arasındaki çizgi hala silinmedi. Sadece bulanıklaştı. O çizgiyi yeniden netleştirmek ise yazanların, çekenlerin, tanıklık edenlerin sorumluluğunda.


© Anayurt