Avrupa Birliği-İsrail ilişkilerinde değerler-çıkarlar ikilemi
Avrupa Birliği Antlaşması’nın (ABA) 3. maddesi Birliğin uluslararası ilişkilerinde barış, insan hakları ve uluslararası hukuka bağlılık gibi değerleri teşvik etmesini zorunlu kılmaktadır. Avrupa Birliği (AB) ile İsrail arasında yürürlükte olan Ortaklık Anlaşması’nın 2. maddesi de açık bir ilkeye dayanır: taraflar arasındaki ilişkiler, insan haklarına ve demokratik değerlere saygı temelinde şekillenmelidir.
Bu hükümler, yalnızca hukuki bir çerçeve değil, aynı zamanda AB’nin kendisini tanımladığı normatif kimliğin de bir yansımasıdır. Ancak son yıllarda yaşanan gelişmeler, bu ilkenin uygulamadaki karşılığını ciddi biçimde tartışmaya açmaktadır.
Belgelenmiş ihlaller, gelmeyen yaptırımlar
7 Ekim sonrasında başlayan ve uzun süre devam eden Gazze savaşı boyunca uluslararası kamuoyu, sivillerin doğrudan hedef alındığı, hastaneler ve sivil altyapının vurulduğu, insani yardımların engellendiği bir tabloya tanıklık etti. Uluslararası Adalet Divanı (UAD), İsrail’in uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiğine işaret ederken, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 21 Kasım 2024 tarihinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında, sivilleri hedef alan eylemler ve insani yardımı engelleme suçlamalarıyla tutuklama emri çıkardı. [1]
AB’nin kendi kurumsal yapıları da İsrail için benzer tespitlerde bulundu. Avrupa Dış İlişkiler Servisi’nin 20 Haziran 2025 tarihli raporu, Gazze ve Batı Şeria’da insani yardımın engellenmesi, sivillere yönelik ayrım gözetmeyen saldırılar, sağlık tesislerinin sistemik olarak hedef alınması ve zorla yerinden etme gibi ciddi ihlalleri ayrıntılı biçimde ortaya koydu. [2] Tüm bu bulgular, hukuki ve kurumsal düzeyde kayıt altına alınmış durumdayken, AB’nin bugüne kadar somut bir yaptırım adımı atmaması dikkat çekici bir........
