Söylediğimizin Ne Kadar Arkasındayız?
“Yanlış anlama ama…”Bu cümleden sonra pek hayırlı bir şey gelmeyeceğini hepimiz biliriz.“Ben karışmam ama…”Karışacaktır.“Benden duymuş olma…”Tam da kimden duyduğumuzu artık unutamayız.İlginç olan şu: Henüz asıl mesele söylenmedi.İnsan, söyleyeceği cümleden önce o cümlenin nasıl anlaşılmasını istediğini anlatmaya başlamış durumda.Geçenlerde Florence Hazrat’ın Philip Sidney’nin parantezleri üzerine yazdığı bir denemeye rastladım.Sidney, 16. yüzyılda yazdığı Arcadia’da parantezi öylesine sık kullanıyordu ki bu işaret, metinde yalnızca ek bilgi vermenin ötesinde bir işleve sahipti. Ana anlatının yanında daha kişisel, daha tereddütlü, bazen de ana cümleye küçük bir itiraz bırakan başka bir ses açılıyordu.Sidney 31 yaşında öldü. Arcadia’nın yeniden yazdığı sürümü yarım kaldı.Son sözleri bir parantezin içindeydi.Parantez kapandı. Cümle kapanmadı.Belki de beni parantezin kendisinden çok, bugün hâlâ yaptığımız benzer şeyler ilgilendiriyor.Çünkü konuşurken de cümlelerimize kullanım şartları ekliyoruz.“Aramızda kalsın” dediğimizde bilginin nereye kadar gidebileceğini belirlemeye çalışıyoruz.“Benden duymuş olma” dediğimizde bilgi kalsın, bizim onunla bağımız biraz silinsin........
