Godot Gelmezken
“Haftaya belli olur.”
İlk duyduğumuzda gayet makul bir cümle. Bir hafta sonra tekrarlandığında biraz can sıkıcı. Üçüncü haftadaysa artık yalnızca bir haber beklemiyor, o haberin sonucuna bağladığımız başka kararları da erteliyor olabiliriz.
Samuel Beckett'in Godot'yu Beklerken oyununu düşündüğümde aklıma önce o yol kenarındaki ağaç geliyor.
Vladimir ve Estragon, hakkında pek az şey bildikleri Godot'yu bekliyorlar. Konuşuyor, oyalanıyor, gitmekten söz ediyorlar. Bir çocuk geliyor ve Godot'nun bugün gelmeyeceğini, yarın geleceğini söylüyor. Ertesi gün de Godot görünmüyor.
İki adamın bekleyişi sürüyor.
Oyunun sonunda gitmekten yine söz ediyorlar.
Ama yerlerinden kıpırdamıyorlar.
Beckett'in eserini tek bir psikolojik açıklamaya indirgemek mümkün değil. Zaten benim üzerinde durduğum şey, bu iki adamın neden beklediğini çözmek değil. Onların hareketsizliğinde gündelik hayatımızdan ne kadar tanıdık bir davranış olduğunu fark etmek.
Şöyle bir durum düşünün.
Çalıştığınız yerde koşulların değişeceği söyleniyor. Biraz sabretmeniz isteniyor. Tam o sırada başka bir iş ilanı görüyorsunuz. Başvurmak yerine “Önce şu mesele bir netleşsin” diyorsunuz.
İlanın süresi doluyor.
Beklediğiniz haber hâlâ........
