Ömer Naci Yılmaz Hûd 112’den Rahatsız Olanlar
İnsanlık tarihini değiştiren büyük kırılmaların çoğu, kılıçların gölgesinde değil; hakikatin karşısında takınılan tavırların gölgesinde yaşanmıştır. Çünkü hakikat, kendisini kabul edenleri yücelttiği gibi ondan rahatsız olanların gerçek yüzünü de ortaya çıkarır. Kur’an-ı Kerim’de yer alan Hûd Sûresi’nin 112. ayeti, işte böylesine sarsıcı bir çağrıdır: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” Rivayet edilir ki Peygamber Efendimiz, “Hûd Suresi beni ihtiyarlattı.” buyurmuş; bunun sebebi sorulduğunda âlimler, bu ilahî emrin taşıdığı ağır sorumluluğa dikkat çekmişlerdir. Çünkü dosdoğru olmak, yalnızca doğru söz söylemek değildir. Dosdoğru olmak; inançta, ahlakta, adalette, ticarette, yöneticilikte, aile hayatında ve insan ilişkilerinde ilahî ölçüden ayrılmamaktır. Böyle bir ayetin bir mezuniyet töreninde tartışmanın merkezine yerleşmesi, üzerinde durulması gereken önemli bir toplumsal hadisedir.
Geçtiğimiz günlerde Yeditepe Üniversitesinde düzenlenen mezuniyet töreninde[1], üzerinde Hûd Suresi’nin 112. ayetinin meali bulunan bir pankartın bazı öğrenciler tarafından ıslıklarla protesto edilmesi ve pankartın görünürlüğünün engellenmeye çalışılması, kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştır. Elbette herkes aynı inanca sahip olmak zorunda değildir. Hiç kimse Kur’an’a inanmakla yükümlü değildir. Ancak bir üniversite ortamında, yalnızca “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” çağrısını taşıyan bir pankartın bu şekilde karşılanması düşündürücüdür. Üniversiteler, düşüncelerin susturulduğu değil; konuşulduğu, tartışıldığı ve olgunlaştırıldığı mekânlardır. Bir fikre katılmamak başka, onun ifade edilmesini engellemeye çalışmak ise bambaşka bir tavırdır. İfade özgürlüğünün gerçek anlamı, yalnızca hoşumuza giden sözleri değil, katılmadığımız sözleri de hukuk ve nezaket içinde dinleyebilmektir.
Kur’an-ı Kerim, hakikatin karşısında sergilenen psikolojik refleksleri asırlar öncesinden gözler önüne sermektedir. Fussilet Sûresi'nin 26. ayetinde inkârcıların, “Bu Kur'an'ı dinlemeyin; okunurken gürültü yapın, belki üstün gelirsiniz.” dedikleri haber verilmektedir. Ayetin anlattığı olay belirli bir tarihî döneme aittir; ancak ortaya koyduğu insan davranışı evrenseldir. Hakikati çürütemeyenler, çoğu zaman onun duyulmasını engellemeye çalışırlar. Delilin bittiği yerde gürültü başlar. Fikrin tükendiği yerde tahammülsüzlük kendini gösterir. Tarihin her döneminde hakikatin karşısına çıkanların ilk tercihi, onu anlamaya çalışmak değil; sesini bastırmaya çalışmak olmuştur.
Aynı hakikat, Enfâl Sûresi'nin 35. ayetinde farklı bir yönüyle karşımıza çıkar: “Onların Beyt’in yanındaki ibadetleri ise ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildi.” Ayetin tarihî bağlamı Mekke dönemidir ve kendi şartları içinde değerlendirilmelidir. Bununla birlikte ayetin dikkat çektiği sembolik gerçek dikkat çekicidir. Gürültü, hakikatin alternatifi değildir. Islık, delilin yerini tutmaz. El çırpmak,........
