Mehmet Nuri BİNGÖL Tarık Buğra'nın İzini Aramak Bir Bahane
Tarihin, kültürün ve hatıraların gölgesinde yaşayan o eski şehirlerden birine, Akşehir’e doğru yol alıyorduk. Zihnimde ise yalnızca bir şehir değil, bir edebiyat iklimi vardı. Her ne kadar Akşehir denince çoğu insanın aklına önce Nasreddin Hoca gelse de benim gönlümde bu şehrin ayrı bir yeri vardı: Romancı, araştırmacı ve köşe yazarı Tarık Buğra'nın doğum yeri…
Bana göre Akşehir, yalnızca Nasreddin Hoca’nın mizahıyla değil; Tarık Buğra’nın kalemiyle de tanınan bir muhitti. Onun “Küçük Ağa”, “Yağmur Beklerken”, “Dönemeçte” romanlarında ve “Akümülatörlü Radyo” piyesinde anlattığı o sıcak, samimi, komşuluk ilişkileriyle örülü Akşehir evlerini görmek istiyordum.
İçimde bir merak ve bir hasret vardı. Acaba o eski ahşap evler, kapı önlerinde sohbet edilen sokaklar, mahalle aralarında yankılanan çocuk sesleri hâlâ duruyor muydu?
Ali Emmi'nin, Reis Bey'in, Çolak Salih'in Mehmed Reşit Hoca'nın o ateşli münazaralarının inleyişleri mevcut muydu hâla?
Şehre vardığımızda gözlerim eski Akşehir’i aradı. Fakat karşıma koca koca beton yapılar çıktı. Bir an içimde buruk bir hüzün oluştu.
Tarık Buğra’nın satırlarından tanıdığım o millî ruh taşıyan evlerin yerinde, modern zamanın soğuk yüzünü taşıyan binalar yükselmişti.
Bu düşünceler içindeyken, “Buraya kadar gelmişken Nasreddin Hoca Müzesi’ne de gidelim.” dedim.
Bize mihmandarlık eden damadım,........
