Kapitalizme Eleştiri -10
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Kapitalizme Eleştiri -10
Kapitalizmde ihtiyaç ya da istekler sınırsız kabul edilmesi insanları İslam iktisadının “israf” olarak tanımladığı ihtiyaç fazlası tüketime itmektedir. Temel yanlışlık çözümün bu yaklaşımdan (ihtiyaç ya da isteklerin sınırsız olduğu yaklaşımından) hareketle aranmasıdır. Bu teşhis yanlıştır ve yanlış teşhise dayalı tedavi olumlu sonuç vermez. İsraf, insanların maddi imkânlarını ihtiyaçlarına uygun bir şekilde kullanmamalarını ifade eder. İslam iktisadındaki ‘israf’ müessesesi kapitalizmdeki ihtiyaç ya da isteklerin sınırsız olmadığı düşüncesini disipline etmektedir. Çünkü insan iradesi-özgürlüğünün bir sınırı vardır.
Sınırsız ihtiyaç düşüncesi genel olarak seküler düşünceye dayanır. Dinsel bir sınırlamanın olmadığı bu düşünce insanı ‘özgür’ kabul eder. Ancak zaman içerisindeki geri bildirimler sınırsız özgürlüğün sosyal sorumluluğu ortadan kaldırdığı farkedilmiştir. Bu yüzden anayasalar ‘kamu yararı’ kavramını geliştirmiştir. Zira sınırsız özgürlük uzun vadede ise beraberinde açıklaması olmayan sosyal sorunları getirmektedir. İhtiyaçların sınırsız olması da bu çerçeve içerisinde olup, kapitalizmdeki aşırılığa işaret eder. İslam iktisadı israfı ‘haram’ kategorisine alarak soruna temelden bir çözüm getirmiştir.
Fıtrî, yani insanın yaratılış sınırlarını zorlayan özgürlük anlayışının kural koyarak tam olarak disipline edilmesinin imkânı bulunmamaktadır. Bu şekildeki bir çözüm önerisi ancak kısmi ve palyatif olabilir. İslam iktisadındaki israf müessesesi içsel sorumlulukla ilgilidir. İçsel zorlamalarla kazanılan sorumluluğun kişileri disipline etmesi beklenir. Zira İslam iktisadındaki sınırlı-disiplinli özgürlik kendi malı üzerindeki tasarrufu da kısıtlar. Disiplinsiz harcamanın “israf” kapsamına girdiği ve böyle bir şeyi yapmaya hakkının olmadığı, paylaşmanın ise bir vazife olduğu gibi hususların kapitalizmdeki “sınırsız” özgürlük anlayışında bir cevabı yoktur.
Buna rağmen, konunun yasal düzenlemeler yanında insani olarak da çözümü vardır. Bir başka deyişle dindar olmayan bir insan da sorumlu olabilir ve tüketimini sınırlandırabilir. Örneğin son yıllarda gelişmiş toplumlarda çevre duyarlılığı ya da bisiklet kullanımı artmıştır. Veya trafikte insana öncelik vermek de böyledir. Bu ve benzeri şeyler doğrudan dinle ilgili değildir ama, ödenmiş veya ödenecek olan bir bedelle ilgisi vardır. Zamanla da ‘kültür’ haline gelmektedir. Zira toplumun bilgilendirilmesi, içsel sorumluluk kazanılmasına yardımcı olabilmektedir.
Ancak özellikle kritik zamanlarda bunu toplumsallaştırmayı başarabilmek fevkalade güçtür. Bir başka deyişle refah düzeyi yüksekken buna uyum mümkündür, ancak olağanüstü zamanlarda karşılık bulmak güç olacaktır. Ama İslam iktisadı olağanüstü zamanlarda insana daha fazla sorumluluk yükler. Mesela kıtlık zamanında malı gizlemek-yığmak (ihtikâr-karaborsa) ya da fiyatı artırmak bir Müslüman vasfı değildir. Kıtlık zamanında yapılacak olan stokları ihtiyaç sahiplerine açmak, hatta yapabiliyorsanız (şart değildir) karşılıksız bölüşmektir. Hz. Osman’ın kıtlık zamanında Medine’de yaptığı gibi…
Allah’ın dünyadaki kurduğu düzen (sünnetullah) dünyada küfrün yaşamasına da izin vermektedir. Bir başka deyişle Allah Müslüman olmayanlara da bu dünyada yaşama izni vermiş ve ortamı hazırlamıştır. Örneğin ‘herkese çalışmasının karşılığı vardır’ ilahi ilkesinin bir gereği olarak İslam’da ‘kafir’ olarak nitelendirilen insanlık alemi pek çok alanda Müslümanların önüne geçebilmiştir. Allah’ın ‘Rahman’ esmasının bir gereği olan bu durum, ‘Rahim’ sıfatı........
