Hayata Bir Çağrıdır Ezan!
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Hayata Bir Çağrıdır Ezan!
Sözün ayağa düştüğü, eylemin hoyratlaştığı ve insan zihninin amansız bir hız, haz ve teşhir sarmalında kıvamını yitirdiği modern dünyada kendimize, varoluşumuza, eylemlerimize ve Yaratıcı ile olan bağımıza dair sahici bir duruş inşa etmek her zamankinden daha hayati bir varoluşsal çaba haline gelmiştir. Her gün minarelerden kulaklarımıza ve gönüllerimize süzülen/yükselen o ilahi sadâ, sadece belli ibadet vakitlerini duyuran teknik bir ibare, alelâde bir zaman bildirimi veya hatırlatma değildir. Ezan; varlığın keşmekeşi içinde kaybolan, savrulan, parçalanan ve nesneleşen insana yönünü, haddini/sınırlarını ve hakikatini hatırlatan, onu yeniden durup düşünmeye çağıran köklü ve soylu bir nidadır; doğrudan doğruya “Hayata Bir Çağrı!”dır.
Bizler, günde beş vakit bu ilahi nida ile sarsılıp çağrıya icabet ederek namaz seccadesine durduğumuzda namazın açılışındaki tekbirden, kıyamdaki kıraate ve her namazın son oturuşundaki (ka’de-i âhire) derin sükûnete kadar adım adım ibadetin erkânını yaşarız. Bu ibadetin akışı boyunca okuduğumuz Sübhaneke, Fâtiha, Tahiyyât, Salli-Bârik ve Rabbenâ gibi duaların anlamları/mealleri ile kalbimizden geçirip zihnimize nakşettiğimiz bu şuur, alelade bir ritüel değildir. Bu şuur; “ilişkisel bütünlükçü anlam ve değer tasavvuru”muzu, “insan-olma ve insan-kalma bilinci ve çabası olarak ahlak tasavvuru”muzu ve “yerinde, zamanında, kıvamında yaşamak” ilkemizi yeniden inşa eden, diri tutan ve sürekli kılan en temel manevi harçtır.
1. Çağrıya İcabet ve Kaynakla Bağ Kurmak
Müezzin “Allâhü ekber” diyerek mutlak büyüklüğü kâinata ilan ettiğinde, zihnimizdeki ve dünyamızdaki sahte büyüklükler tekerrür eden bir şahitlikle ufalanır, dünyevi hırslarımızın ve sahte güç odaklarının göreceliği tescil olunur. “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden rasûlullâh” nidası ve cümleleriyle varoluşun tek bir merkeze bağlı olduğu ilan edilir ki bu temel akaid ilkesidir. Ardından gelen “Hayye ‘ale’s-salâh” (Haydin namaza!) ve “Hayye ‘ale’l-felâh” (Haydin kurtuluşa!) daveti ise insanı hayatın dışına kaçmaya değil, aksine hayatı en hakiki ve diri anlamıyla yaşamaya çağırır.
Bu nidayı işittiğimizde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) tavsiyesiyle okuduğumuz ezan duasında şu cümlelerle niyazda bulunuruz:
“Ey bu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın Rabbi olan Allah’ım! Hz. Muhammed’e (s.a.v.) Vesîle’yi, fazileti ve yüksek dereceyi ihsan eyle. Onu, kendisine vaad ettiğin Makâm-ı Mahmûd’a ulaştır. Şüphesiz sen vaadinden dönmezsin.”
Bizler bu dua ile âlemlerin Rabbi ile kurduğumuz bağı, nübüvvet müessesesine hürmetle pekiştiririz. Duada geçen ed-da’vetü’t-tâmme (eksiksiz davet) vurgusu ve davetin tamam oluşu, parçalanmış zihin dünyamıza bir bütünlük sunar ve onu tevhidin bütünleyici çatısı altında toplar. İnsan; Yaratıcısı, peygamberi, toplumu ve çevresi/doğası ile olan ilişkisinden bağımsız, izole, sadece psikolojik veya biyolojik bir varlık olmayıp bütünlüklü bir özne/kişi/nefstir. İşte bu hakikat, bizim ilişkisel bütünlükçü anlam ve değer tasavvurumuzun ilk nirengi noktası ve ilk durağıdır: Varlıklar silsilesinde hiçbir şey kopuk ve tek başına değildir; ezan bizi Allah’ın hikmet, kudret ve sanatının eseri olan ilahi koordinat sistemi ve varlık hiyerarşisindeki özgün konumumuza/yerimize davet eder.
2. Bencil Benliği Sıfırlamak
Ezanla başlayan hayata çağrıya icabet edip seccadeye adım attığımızda ve ellerimizi kaldırıp “Allahü Ekber” diyerek namaza girdiğimizde, okuduğumuz ilk metin Sübhâneke duasıdır. Bu dua, huzura kabule dair bir tazim ve bencil benliği sıfırlama eşiğidir:
“Allah’ım! Sen her türlü eksiklikten münezzehsin, seni hamd ile tesbih ederim. Senin adın mübarektir, şanın yücedir ve senden başka hiçbir ilâh yoktur.”
Namazın bu ilk adımında yaşanarak/hissedilerek okunan Sübhaneke, insanı kibir, gurur ve benmerkezcilik illetinden arındırır. İnsan, sonsuz azamet karşısında kendi acziyetini/noksanlığını kabul ettiği ölçüde derinleşir. Varlığı mülk edinme hırsından sıyrılıp “tesbih, tenzih” makamına geçmek, zihnimizdeki tüm “sahte ilahlar”ı yıkmamızı sağlar. Bencil benliğin bu ilk disiplini/törpülenişi, ahlaki şahsiyetin inşasındaki zorunlu zemindir.
3. Hakikat Yolunun Haritası ve Kıvam/İstikamet Bulmak
Tesbih ve tazimin ardından, namazın her rekâtında okunması farz olan Kur’an’ın anası Fâtiha Suresi’ne geçeriz. Fâtiha, kul ile Rabb arasındaki ebedî ahdin ve istikamet/kıvam arayışının pusulasıdır, yol haritasıdır:
“Rahmân Rahîm olan Allah’ın adıyla. Hamd, âlemlerin Rabbi, Rahmân Rahîm, din/hesap gününün mâliki Allah’a mahsustur. (Rabbimiz!) Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi kıvama erdiren/dosdoğru yola ilet; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna… Gazaba uğrayanların ve sapıtanların yoluna değil.”
Fâtiha Suresi’ndeki “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz” ilkesi, insanı dünyevi bağımlılıklardan özgürleştiren en büyük ahlaki bilinç devrimidir. Duadaki “Bizi kıvama erdiren/dosdoğru yola (sırât-ı müstakîm) ilet” talebi ise tam anlamıyla “yerinde, zamanında ve kıvamında yaşamak” düsturumuzun ilahi kaynağıdır, karşılığıdır. Sırât-ı müstakîm; ifrat ve tefritten uzak, her şeyi hakkıyla ve vaktinde yapmayı esas alan ahlaki kıvamın yoludur. Fâtiha, bireysel duruşumuzu “biz”i kapsayan ortaklaşa/kolektif bir istikamet/kıvam duası haline getirerek ilişkisel bütünlüğü pekiştirir.
4. Huzurda Şahitlik ile Şahsiyeti Kuşanmak
Namazın kıyamını, kıraatini, rükûunu ve secdelerini tamamlayıp son oturuşa (ka’de-i âhire) geçtiğimizde, ilahi huzurda en derin kelâm ile sükûnete erer ve Mirâç gecesinin hatırasını taşıyan Tahiyyât duasıyla içsel bir ahitleşme/sözleşme yaşarız; dilimizden şu cümleler dökülür:
“Bütün tazimler, hürmetler, kavlî, bedenî ve malî ibadetler Allah’a mahsustur. Ey Peygamber! Selâm, Allah’ın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun. Selâm bizim üzerimize ve Allah’ın sâlih kullarının üzerine olsun. Ben kesin olarak şahitlik ederim ki Allah’tan başka hiçbir........
