menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hastanede İletişim En Çok Nerede Kopuyor?

20 0
08.05.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Hastanede İletişim En Çok Nerede Kopuyor?

Management Centre Türkiye tarafından her yıl düzenlenen Yönetim Gelişim Zirvesi 26’nın bu yılki konuklarından biri de ben oldum. 7 Mayıs’ta gerçekleştirilen webinar’da, MCT Zirve Küratörü ve Danışmanı Ahmet Eryılmaz’ın sorularını yanıtladım. “Bir Derin Gelişim Örneği: Hastanede İletişim” başlıklı bu sohbette, en dikkat çekici sorulardan biri şuydu: “Hastanede iletişim en çok nerede kopuyor?”

Doğrusu, bu soru yalnızca hastaneleri değil, insanın olduğu bütün kurumları ilgilendiriyor. Ama hastane, meselenin en açık hâliyle görülebildiği yerlerden biri. Çünkü orada üç ayrı dünya var: hasta, klinik ekip ve yönetim. Üçünün de dili farklı, önceliği farklı, beklentisi farklı. Ama üçü de birbirine muhtaç. Birinin eksildiği yerde sistem aksıyor; birinin sesinin duyulmadığı yerde güven zedeleniyor.

Ben iletişim ve ilişki meselelerini biraz da trafikteki durumlarımıza benzetirim. Yolun olduğu, araçların ilerlemeye çalıştığı, hareketin ve yoğunluğun bulunduğu her yerde kazalar olabilir. İnsan ilişkileri de biraz böyle…

İletişimin olduğu yerde yanlış anlama, gecikme, çarpışma ve kırılma ihtimali vardır. Hastanede bunu daha görünür kılan şey ise, işin içine korku, acı, belirsizlik, zaman baskısı ve hayati kararların girmesidir.

BUZDAĞININ ÜSTÜ VE ALTI

Buzdağının üstünde en çok görünen yer, elbette hasta ile sağlık personeli arasındaki iletişimdir. Hasta “beni dinlemedi” diye yakınır, yakını “bize yeterince açıklama yapılmadı” diye söylenir, sağlık çalışanı ise bazen “anlatıyorum ama beni duymuyor” diye düşünür. Burada yoğun duygular, farklı ihtiyaçlar ve farklı beklentiler vardır. Hasta güven arar; sağlık çalışanı ise çoğu zaman hız, dikkat ve tıbbi kesinlik baskısı altındadır.

Ama bu buzdağının bir de altı vardır.

Orada yönetimle klinik arasındaki ilişki, ekiplerin kendi iç iletişimi, birimler arası iş birliği, rol belirsizliği, zaman baskısı, yoğunluk ve kurum atmosferi vardır. Hekimlerin kendi arasında, hemşirelerle, sekreterlerle, diğer birimlerle kurduğu ilişkiler vardır. Bütün bunların üzerinde de sistemi ayakta tutmaya çalışan yönetim yapısı vardır.

Görünmeyen ama asıl belirleyici olan çoğu zaman işte bu alttaki ilişkiler ağıdır.

Konuşmamda özellikle bunu vurguladım: Görünen kısım hasta ile klinik arasındaki iletişimdir; ama görünmeyen kısımda yönetim-klinik ilişkisi ve ekipler arası işleyiş bütün ekosistemi etkiler. Hatta çoğu zaman asıl belirleyici olan da buradaki iletişim iklimidir.

Bu yüzden “iletişim en çok nerede kopuyor?” sorusuna tek kelimelik bir cevap vermek benim için pek de kolay değil. Çünkü görünür düzeyde hasta-sağlık çalışanı hattında kopuyor. Risk düzeyinde ekipler arasında kopuyor. Stratejik düzeyde ise yönetim ile klinik arasındaki hatta kopuyor.

Burada ikinci ve belki daha önemli soru devreye giriyor: “Bu kopuş karşısında yönetim ne yapmalı?”

Önce şunu söyleyeyim: Suçlu aramak çoğu zaman meseleyi küçültür. Elbette bireysel hatalar olabilir, ihmal olabilir, yanlış üslup olabilir. Ama iletişim sorunlarını yalnızca tek tek kişilere bağlamak, büyük resmi kaçırmamıza neden olur. Çünkü çoğu zaman sorun, bir kişinin kötü niyetinden çok, bir kurumun iletişim ikliminden doğar.

Ben iletişimi biraz da insan bedenindeki “sinir sistemine” benzetiyorum. Nasıl sinir sistemi bozulduğunda bedenin bütün dengesi etkilenirse, iletişim sistemi bozulduğunda da kurumun bütün dengesi etkilenir.

Bu kadar önemli bir alanı da kesinlikle “kişilerin keyfî becerisine” bırakamayız.

Ne yazık ki okullarımızda iletişim ve ilişki becerilerine dönük özel bir eğitim vermiyoruz. Yazı yazmayı, sayı saymayı, hesap yapmayı öğretiyoruz; ama iletişim kurmayı çoğu zaman zaten herkesin bildiği varsayılan bir alan gibi görüyoruz.

Hepimiz gibi hekim de, yönetici de, sekreter de çoğu zaman iletişimi ailesinden, çevresinden, televizyondan ve geçmiş deneyimlerinden ne kadar gördüyse o kadar biliyor.

Oysa bu mesele, kişilerin keyfî ilgi ve becerilerine bırakılabilecek kadar önemsiz değildir. Burada eğitim, farkındalık ve sistem gerekir.

İLETİŞİM MODELLENEBİLİR Mİ?

Sohbet sırasında Ahmet Eryılmaz’ın sorduğu bir başka önemli soru da şuydu: “Bu alan gerçekten modellenebilir mi, iyileştirilebilir mi?”

Benim cevabım çok net: Evet.

Üslup değiştirilebilir. Kullanılan sözcükler değiştirilebilir. Kendini ifade etme biçimi geliştirilebilir. Kişinin davranışı, duygusu ve düşüncesi arasındaki ilişki fark........

© Akademik Akıl