menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir ulusun varlığı ne ile kaimdir?

20 0
25.07.2026

Marks'ın icat ettiği ve daha sonra tilmizlerinin bile kökten revize edip konuyu “kavramsal olgu” düzeyinde ele alınmasını önerdikleri “komün yaşam” felsefesine belki de dünyadaki en uzak sosyoloji Kürtler olmasına rağmen PKK bundan asla vazgeçmedi. Kendisine rağmen bu projeden vazgeçmedi, vazgeçmiyor, vazgeçemiyor.

Prof. Dr. Mazhar Bağlı/ Akademisyen, Yazar

Bir yazarı şımartan en önemli konulardan birisi zihninde biriken fikirlerini özgürce yazacak bir platformun olması, ki bu konuda editörümüz sn. Hale Kaplan'ın bendenize verdiği sınırsız krediyi bir ömür boyu bir gül gibi göğsümde taşıyacağım, birisi de okur ile arasında kurmuş olduğu etkileşimdir. Bu etkileşim, insanın dipsiz bir kuyuya seslenmediğini gösteren ve yazdıklarının muhatabının hangi okurunun olduğunu ona hatırlatan bir denetim görevlisi gibidir.

Bundan önceki yazımda HDP/PKK çevrelerinin, "Kemalist Türk solu ve sapık derneklerle" olan ilişkisini irdelemiştim. O yazıya bir hayli yorum yapıldı. Çok farklı tepkiler aldım. Doğrusu tahminlerimin ötesinde bir ilgi gördü. Kürtler için politika yapan aktörleri eleştiren bir yazı olmakla beraber en çok takdiri bu kesimden görmesi benim için de bir çok şaşırtıcı oldu.

Kürt meselesine farklı bir pencereden bakan ve rûberû tanışmadığım ancak birbirimizin ailesini ve kültürünü çok yakından bildiğimiz kıymetli dostum, yöremizde insanların nazarında gerçek bir kanaat önderi olan (ki benim gözümde bölgedeki politik ve bürokratik çevrelerde sadece adı "kanaat"önderi olanlar esasında birer "kabahat" önderleridir) Suruçlu Vahdettin Demir, söz konusu ilişkiyi daha da derinlemesine irdelememi önerdiğinde hemen kağıda kaleme sarıldım.

Eğer okurlarım ve Vahdettin bey izin verirse önce şuradan başlayalım; PKK veya günün moda ifadesiyle Kürt Siyasal Hareketi şimdiye kadar Kürtler için ne yaptı, şimdi ne yapıyor ve nihayetinde ne yapmak istiyor sorularına cevap arayalım. Keza şunun da altını çizelim; her ne kadar farklı isimlendirmeleri varsa da bugün piyasada var olan esas yapı KCK/PKK'dır. Hiç lafı dolaştırmaya gerek yok. Sivil Toplum adı altındaki yapılanmalar da medya alanındaki kurumlar da siyasi parti yapılanması da kadın örgütlenmeleri de bahse konu yapının/örgütlenmenin sacayaklarıdır. Evrensel İnsan Haklarını kendisine temel hedef olarak belirlediğini iddia eden sözde sivil toplum örgütü dahi bu yapılanmanın bir bileşeni olarak çalışır ve çalışmak zorundadır.

Zaten örgüt de mücadelesini iki ana aks üzerinden yürüttüğünü her daim dile getirir. Siyasi çalışmalar ve silahlı mücadele. Onların ifadesiyle "kari leşkeri ve kari siyasi."

Silahlı kanadın yaptıklarını detaylandırmaya bence hacet yok. Kendisinden başka hiç kimseye yaşama hakkı tanımamak için gerçekleştirdiği iç infazlar ve işlediği cinayetler bile başlı başına bir vahşet ve terör. Sayısı bilinmeyen katliamlardan bahsedilmektedir. Çocuk yaştakilerin dağa kaldırılmasından sivil katliamlara, kanlı baskınlardan bombalamalara, itibar suikastlarına kadar pek çok kriminal işin bizzat işleyicisi ve suçlusudurlar.

Bütün bu kanlı eylemleri Kürtlerin özgürlüğü için ve hakkını koruma adına yaptığının propagandasını da örgütün siyasi kanadı hep yaptı. Esasında Kürtlerin kahir ekseriyeti örgütün silahlı mücadelesine onay vermiyordu ilk başta ama yürütülen faaliyet büyük bir başarı elde etti ve Kürt meselesi ile ilgili olan her aktörün zihninde "silah ve şiddet" (ki bu aynı zamanda onların negatif meşruiyet alanına itilmeleri demektir) hep bir hak ve özgürlük güvencesi olarak yer etti. Türk solunun da onlara bu konudaki özel telkinlerini ayrıca unutmamak lazım. PKK'nın elinde silah olduğu sürece bir Kürt ile eşitlenemeyeceğinin verdiği keyifle bu telkini edebi bir kılıf ile nasıl yaptıklarını ve bu konudaki ısrarlarını daha önce arz etmiştim.

Kürtlerin kriminal bir sosyolojik yapı olarak yeniden inşa edilme sürecinin en önemli parametresi hiç kuşkusuz örgütün silahlı mücadelesine eşlik eden politik-ideolojik dilidir, o dilin inşa edilmesidir.

Burada bir parantez açıp ünlü İngiliz düşünür George Orwell'ın 1984 adlı ütopik romanında, Okyanusya Devleti vatandaşlarının nasıl robotlaştırıldıklarını hatırlatmak isterim.Ona göre paradigmatik-ideolojik iktidarların en büyük özelliği hegemonyası altına aldığı bireylere acı çektirmek ve küçük düşürmek, aşağılamaktır. Bunu da onların manevi........

© Açık Görüş