menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rusya'da dil politikaları

10 0
24.07.2026

Rus dil politikası, diğer bölge halkları gibi Türk halkları için ayrı ayrı "milli diller" oluşturmuş, ortak Türkçeye yönelik eğilimleri engellemiş, önce Arap sonra Latin alfabeleri kaldırılarak Kiril alfabesi zorunlu hale getirilmiş, Rusça, yükseköğretim, bilim ve bürokrasinin temel dili yapılmıştır. Böylece görünüşte yerel halka inisiyatif verme gibi görünen uygulama aslında tam bir tuzak olup bölgede ortak anlaşma dili olarak Rusçanın önünü açmıştır.

Bugünlerde Türkçenin edebi birikimi üzerine bir grup arkadaşla bir çalışma yapıyoruz. Malum Türkçe hem coğrafi genişlik hem de tarihi derinlik açısından dünyanın önde gelen dillerinden biri. Bu büyük birikimin bir bölümünü de çağdaş Türk lehçeleri oluşturuyor. Çalışmayı okurken dikkatimi çeken bir uygulamanın sonuçlarını, biraz içim acıyarak, sizlere anlatmak istiyorum. Ama öncelikle Türkçenin kısa bir tarihi arka planını paylaşmak doğru olacak kanaatindeyim.

İlk yazılı örnekleri olan Yenisey Yazıtları ile Türkçe, kesintisiz olarak VII. yüzyıldan itibaren izlenebilen, yaşayan en eski yazı dillerinden biri. Ama asıl kalıcı olan eserlerini, İslam medeniyeti çerçevesinde üretmiş. Karahanlılar Devleti'nin (1212) kuruluşunu takiben, Kaşgar gibi kültür merkezleri teşekkül etmeye başlayınca buralarda Türkçenin ilk eserleri kaleme alınmış. İslami Türk edebiyatının XI. yüzyıl ortalarında Hakanî Türkçesi çerçevesinde oluşan ve XIII. yüzyıla kadar devam eden bu ortak yazı dilinin, Türk boylarının Moğol baskısıyla Batı'ya doğru göçlerinde yepyeni bir dünya ile tanışmaları sebebiyle, artık ihtiyaca cevap vermediği; bu coğrafi dağılışın hem konuşma hem de yazı dilinde farklılıklar doğurduğu görülmüş ve bu tarihten itibaren Türkçe, Doğu ve Batı Türkçesi olmak üzere iki yazı diline ayrılmış. Daha bilinir adıyla Çağatay Türkçesi ve Osmanlı Türkçesi. Osmanlı Türkçesi adından da anlaşılacağı üzere ağırlıklı olarak Osmanlı coğrafyasında kullanılmış. Çağatay Yazı Dili ise XIV. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak XIX. yüzyılın sonlarına kadar Doğu, Orta ve Güney Türkistan'da, Kazak bozkırlarında, Hazar ötesi Oğuzlarda, Kırgızlarda, Hindistan'da, hatta İdil-Ural bölgesinde, kimin hangi lehçeyi konuştuğuna bakılmaksızın, kullanılmış ortak Türk yazı dilinin adı.

Kültür, bilinci tesis eder

Çağatayca yazı dilinin hâkim olduğu coğrafyalar XVI. yüzyıldan itibaren siyasi istikrardan mahrum kaldı. XVIII. yüzyıldan itibaren ise bölge kademeli olarak Rusya'nın işgallerine uğradı. Rusya gibi emperyal ülkeler için bu bölgelerin fethi beraberinde dile ve kültüre yönelik bazı politikaların da üretilmesini doğurdu. Zira siyasi iktidarların en fazla önem atfettiği politikalara aracılık eden dil, sadece bir iletişim aracı olmaktan çok halkların karakterini ortaya koyma, kimliğini ve bilincini yansıtma gibi oldukça hayati bir role sahiptir. Dil, kültürdür, kültür, bilinci tesis eder. Bilinç ise kitleleri harekete geçirir. O açıdan Ruslar öncelikle bölge halkının ortak yazı dili olan Çağataycayı bu konumundan uzaklaştırmayı hedeflediler. Bu işin Rusya'daki mimarı Nikolay İvanoviç İlminskiy'dir (1822-1891). Bir Ortodoks misyoner olan İlminskiy Kazan Ruhani Akademisi'nde öğrenim gördü ve daha sonra orada öğretmenlik yaptı. 1861'de Kazan Üniversitesi Türk-Tatar kürsüsü profesörü oldu. Türk lehçeleri ve ilahiyat üzerine çalışmalar yürüttü. İlminskiy,Rusya'nın Rus olmayan halklar üzerinde uyguladığı zorla Hristiyanlaştırma yerine yeni yöntemler önerdi. Dil, bu yöntemlerde çok önemli bir görev üstleniyordu. Türk lehçeleri üzerinde derin araştırmaları olan İlminskiy, lehçeleri kendine özgü ayrı bir yazı dil haline getirmek düşüncesini ortaya attı. Yani boy lehçelerini yazı dili haline getirmeyi teklif etti. Onun tarafından önerilen bu fikir Rusya Eğitim Bakanlığı tarafından kabul edilip uygulandı. İlminskiy bu yolla Türk boyları arasındaki ayrışmanın artacağını ve Ruslaştırma faaliyetlerinin hız kazanacağını düşünüyordu. Onun bu düşünceleri hem Çarlık Rusyasında hem de Sovyetler Birliği'nde uygulama alanı buldu. Bunun neticesinde dile bağlı olarak kimliklerde de ayrışmalar oldu. Rus olmayan Türk halkları arasındaki lehçe farklılıkları güçlendirilince bu toplulukların iç içe yaşadıkları diğer halklarla anlaşabilmeleri için Rusça kullanmaları bir zorunluluğa dönüştü. Böylece Rusça ortak iletişim dili haline getirildi. Bunun sonucu olarak da eğitim ve bürokrasi aracılığıyla Rus kültürü etrafında bir siyasi bütünleşme sağlanmaya çalışıldı. Bu nedenle Rus dil politikaları, sadece dil değil kültürel ve siyasi bir araç olarak........

© Açık Görüş