Bir Üsküp hikayesi ve İshak Çelebi
İshak Çelebi yetiştiği dönemden itibaren hem bilgin hem de şair olarak önem verilmiş biri. Divan şiirinde Necâtî Bey ve çağdaşlarıyla başlayan, Türkçe kelime ve deyimleri birkaç anlamıyla beyte yerleştirerek sanat gösterme işini İshak Çelebi de şiirlerinde ustaca gerçekleştirmiş, biraz da bu yüzden coşkulu, canlı, içten söylediği şiir ve gazelleri çok sevilmiştir.
Üsküp ki Şardağı'nda devamıdır Bursa'nın (Y. Kemal)
Ben Şardağı... Uludağ'ın, nam-ı diğer Keşiş Dağı'nın ikiziyim. Onu gören beni görmüş gibi olur. Yine de kendimden söz açmadan edemeyeceğim. Uzaklardan bakanlar ilkin göğe yükselen, zirvem,Popova Şapka'mı görürler. Sabah güneşinin ilk ışınlarını ben karşılarım Balkanlarda. Buzullarımın üzerine düşen pırıltılarla birlikte Makedonya'nın dört bir tarafını gözleme şansına sahibim. Neler görmedi bu gözler; Dardan adı verilen kabilelerin buralara yerleşmelerinden başlayarak. Sonra Roma dönemi...Siyasi depremler yanında beni de silkeleyen gerçek büyük depremler... Bir ara Bulgarlar, uzun bir süre Bizans hâkim oldu bölgeye. Bu arada Tuna'yı geçip Bizans'ın müttefiki olarak Balkanlar'a yayılan Peçeneklerle Uzlar buralarda derin izler bıraktı. Sonra bölge Sırpların hedefi oldu. Ama en uzun ve en heyecan verici dönem Türklerin gelişiydi. Bu kısmı biraz detaylı anlatmalıyım.
1354 yılında efsanevi bir hikâyeyle Gelibolu üzerinden Balkanlara geçen Türkler, bölgedeki uygun koşulların da yardımıyla bir sel gibi bölgeye akıp çok kısa sürede yöreye hâkim olmuşlardı. Bu dönemde Selçuklu sonrası bir dağılma dönemine giren Anadolu'da kardeş kavgası sürdüğü için bunun bir parçası olmak istemeyen gazilerin ve dervişlerin gönüllü olarak katıldıkları bu mücadelede Batı Trakya'dan sonra Makedonya ele geçirilmiş ve burada Türk devri başlamıştı. Bu maceranın bir başka tanığı da eteklerimden doğan Vardar Nehri'dir ama onun görebildikleri nihayet çevresinde olan bitenler. Benimse her şeyi yukarıdan ve ayrıntılı görebilme imkânım var.
Makedonya bölgesi, aslında bugünkü Kuzey Makedonya'yı, Bulgaristan'ın güneybatısında yer alan Blagoevrad ilini ve Yunanistan'ın Güney Makedonya olarak da bilinen kuzeyinde üç idarî bölüme ayrılmış araziyi kapsayan kültürel coğrafî bölge. Balkanlar'da topraklarını doğudan batıya doğru genişleten Osmanlılar için Makedonya, ilk büyük duraklardan biri oldu. Burası, 1389 Kosova Savaşı'nda Sırp ve müttefik güçlerin yenilmesinden sonra Türk hâkimiyeti altına girdi.
15-18. yüzyıllar boyunca Osmanlı idaresi altında önemli bir siyasî ve sosyal olayla karşı karşıya kalmayan bölge, hızlı bir gelişme gösterdi. Bu dönemde buraya Anadolu'dan hızla nüfus göçürüldü ve yerel halktan Müslüman olan kitlelerle bütün Makedonya Türk- İslam kültürünün en çok hissedildiği yöre haline geldi. Türklerin yanında Bulgarlar, Arnavutlar, Ulahlar, Sırplar, özellikle Selanik şehrinde nüfusun önemli bir kısmını oluşturan Yahudiler, Çingeneler vb. etnik gruplarla Makedonya çok kültürlülüğün en bariz görüldüğü tam bir Balkan yöresiydi. Bu etnik çeşitlilik yanında Makedonya'da yaşayan halk, farklı din ve mezheplere mensuptu; Türkler yanında Arnavutların önemli bir kısmı ve Slavca konuşan bir grup halk (Torbeşler ve Pomaklar) Müslümanları, Rumlar, Bulgarlar, Sırplar ve Ulahlar'ın önemli bir kısmı Ortodoks Hristiyanları oluşturuyordu. Bölgede ayrıca ciddi bir Yahudi ve kısmen Ermeni nüfus da mevcuttu.
Türk dervişlerinin rolü
Müslüman Anadolu Türklerinin Makedonya'ya gelişleri, XIII. asırda kolonizatör Türk dervişleri ile başlamıştı. Söz konusu dervişler askerî fütuhattan evvel yerli halkın ve bilhassa IX. yüzyılda bölgeye gelip yerleşen Peçenek ve Kuman Türklerinin gönüllerini kazanarak asıl fetih hareketinin zeminini oluşturdular.
Fethin ilk yıllarından itibaren burada sistemli bir iskân politikası yürütülmüştü. Fethedilen yerlerin halkına iyi davranma, onları himaye etme, dış düşmanlara karşı can ve mal güvenliğini sağlama, dinî konularda serbestlik verme, vergi hususunda kolaylık gösterme anlamına gelen istimâlet (gönül kazanma) politikası en çok bu bölgede uygulandı. Böylece bölge kısa sürede şenlendi. Bunun sonucu olarak şehirler kurulmaya başlandı. Böylece Balkan Yarımadası'nda çok sayıda yeni kasaba ve şehirler camileriyle, mektep ve medreseleriyle, tekke, han ve hamamlarıyla, şark tipi çarşıları ve yeni zanaatlarıyla ortaya çıktı. Osmanlı şehrinin en önemli unsuru çeşitli zanaatçılardan müteşekkil sokaklardaki çarşılar, dükkânlardı. Esnaf ve zanaatkârlar çarşının bel kemiği idi. Osmanlıların gelişiyle, bölgede o zamana kadar bilinmeyen yepyeni zanaatlar gelişmeye başladı, mevcut olanlar güncellendi. Böylece Selanik, Manastır ve Üsküp gibi vilayet merkezlerinin yanında Serez, Drama, Kavala, Petrič, Menlik, Nevrekop, Razlog, Cum'a-i Bâlâ, Ustrumca, Doyran, Kukuş, Gevgili, Vodina, Karaferya, Katerine, Selfice, Yanya, Kozani, Kesriye, Florina, Ohri, Pirlepe, Debre, Köprülü, İştip, Koçana, Kratova, Kumanova, Kalkandelen, Gostivar gibi kaza ve sancak merkezleri ortaya çıktı.
Şehrin fiziki yapısına külliyeler yön verdi
Bölgede bu anlamda kurulan şehirlerin en önemlilerinden biri de Üsküp. Osmanlı yönetiminin başlamasıyla birlikte göçler ve diğer sebeplerle burada hızlı bir şekilde Müslüman nüfus oranı artmıştı. Üsküp bölgesinde yaşayan Hristiyanların pek çoğu İslamiyeti kabul ederek Müslüman oldular. Bölgeye iskân edilen Anadolu menşeli Türk göçmenler bu bölgeyi kısa zamanda canlandırdılar. İstanbul gibi kalabalık bir merkezin ortaya çıkışı bölge için büyük bir pazar doğurdu ve her türlü tarım üretimi teşvik edildi; ticarî faaliyetler arttı.
Osmanlılara göre yeni kurulan şehrin merkezinde hünkâr veya çarşı camii adı verilen bir büyük cami yer alır. Genellikle bir vakıf eseri olan cami etrafında bulunan mektep, medrese, kütüphane, türbe, imaret, han, hamam, çeşme, aşhane vb. binalarla zenginleştirilir. İhtiyaç duyulan yeni bir mahalle ise yine cami merkezlidir. Bunlar yalnızca ibadet yeri, öğretim merkezleri gibi işlevleri için değil, çevrelerinde başka toplantı ya da farklı aktivitelerin yapılmasına yarayacak bina ve yerlerin gelişmesine, dolayısıyla da şehirlerin fiziki yapısına yön verdikleri için birer katalizör rolü oynamışlardır. Camiler yanında etrafında gelişen yapılarla bir yerleşim birimi meydana getiren ve böylece şehrin fiziki yapısının şekillenmesine katkıda bulunan tekke ve zaviyeler de sosyal yapıyı düzenleyen diğer kurumlardı. Bu yapı ile yeni bir Osmanlı şehri olan Üsküp'te de karşılaşıldı. Üsküp, kale, han, hamam, bedesten, kervansaray, cami, mescid, medrese, mektep, tekke, zaviye ve çarşısı ile sancakbeyi, subaşısı, dizdarı, askerî, mülkî ve dinî görevlileri yanı sıra değişik mesleklerdeki esnafı ile Balkanlar'da Osmanlı Devleti'nin çok önemli bir yerleşim yeri olarak ortaya çıktı. İlk mahalleler, şehirde vakıflar tesis ederek imar faaliyetlerine katkı sağlayan İshak Bey, İsa Bey, Hamza Bey ve Oruç Paşa gibi askerî kimliği olan isimler tarafından kurulmuştu. Bunlara ek olarak şehirde çok sayıda dükkân, çarşı, han ile bir bedesten inşa edilmişti. Üsküp'ün fethinde önemli rol oynayan Paşa Yiğit Bey'in oğlu İshak Bey'in şehirde kurduğu vakfa gelir sağlamak amacı ile 15. yüzyılın ilk yarısında çarşı içinde inşa ettirilen bedesten şehri ticarî anlamda besleyen bir merkezdi. Bu dönemde Üsküp'te inşa edilen han ve kervansarayların sayısı on yedi idi. Sulu Han, Eski Han, Kapan Han,Kurşunlu Han, Bayram Paşa Hanı, Boyalı Han, Camlı Han, Davud Paşa Hanı, İshak Bey Kervansarayı, Kapıcıbaşı Sinan Bey Kervansarayı, Kürkçü Han, Mehmed Ağa Hanı, Rüstem Paşa Kervansarayı, Şar Hanı ve Yahya Paşa Hanı bunların başlıcalarıydı. Bu hanlardan şehrin nasıl hareketli bir ticaret merkezi olduğu kolayca anlaşılır.
Öte yandan Üsküp'ün yerleşime uygun alanlarında zengin yapı toplulukları anlamına gelen külliyeler inşa edilerek buralar canlandırıldı, bu iş için vakıflar destekleyici bir rol oynadı. Sultan Murad Külliyesi, İshak Bey Külliyesi, Kebir Mehmed Çelebi Külliyesi, İsa Bey Külliyesi, Mustafa Paşa Külliyesi, Yahya Paşa Külliyesi, Murad Paşa Külliyesi, Muslihuddin bin Abdülgani Külliyesi, Hüseyin Şah Külliyesi, Kaçanikli Mehmed Paşa Külliyesi bunlardandı. Bunlar bünyelerinde barındırdıkları cami, mektep, zaviye ve türbeleri ile mahallelerin teşekkül etmesini sağlamışlar ve şehrin fiziki yapısına yön vermişlerdi.
Osmanlı toplumsal hayatının düzenlenmesinde tekkelerin de çok önemli katkıları oldu. Tekkelerdeki dervişler halkın manevî dünyasına hitap ederek dinî kültürün gelişmesine yardımcı oldular. Buradaki etkili tarikatlar Bektaşîlik, Mevlevîlik ve Halvetîlikti. Bunların yanında Nakşibendî, Kadirî ve Rifaî tarikatları de bu bölgede faaliyet gösterdi. Bayramî, Melamî, Sa'dî, Celvetî ve Gülşenî tarikatları daha az sayıda temsil edilmelerine rağmen bölgede var........
