Macron Şam'da ne arıyor?
Macron'un Ankara'daki NATO Zirvesi'ne gelmeden hemen önce Şam'a gitmesi Türkiye'ye “Suriye'de ben de varım.” mesajı olarak da okunabilir. Zira Fransa'nın Suriye'de siyasi nüfuzunu artırma, yeniden inşa sürecinden ekonomik pay alma ve Doğu Akdeniz'deki enerji denkleminde yer edinme hedeflerinin tamamında karşısındaki en güçlü rakip Türkiye. İşte bu nedenle Fransa, Şam'la ilişkilerini hızla geliştirerek Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu kırmaya çalışıyor.
Dr. Hacı Mehmet Boyraz/ KSÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkan Yardımcısı
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ankara'daki NATO Zirvesi'ne gelmeden hemen önce Şam'ı ziyaret ederek Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile görüştü. Böylece 17 yıl sonra Suriye'ye giden ilk Fransız cumhurbaşkanı ve Beşar Esad yönetiminin devrilmesinden sonra Şam'a giden ilk Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkenin lideri oldu. Ziyarette yeniden karşılıklı büyükelçi gönderme konusunda uzlaşıldı. Suriye'nin yeniden inşasından enerji, altyapı, sağlık, sivil havacılık ve bankacılığa kadar geniş bir alanda çeşitli anlaşmalar yapıldı. Fransa, Esad'ın amcası Rıfat Esad'dan müsadere edilen 51 milyon avronun Suriye'ye iadesi için de söz verdi. Bu siyasi ve diplomatik gelişmeler kulağa hoş gelebilir. Ancak buradaki asıl konu, Fransa'nın rejim değişikliğinden sonra Şam'la neden bu kadar hızlı yakınlaştığı. Bunu anlayabilmek için Fransa'nın yaklaşık iki yüzyıldır değişmeyen Suriye politikasını anlamak lazım.
Fransa'nın asırlık Suriye ilgisi
Yazarlarından biri olduğum "Dünün ve Bugünün Işığında Fransa'nın Suriye Politikasını Anlamak" başlıklı akademik makalede detaylı biçimde ele aldığımız üzere Fransa'nın Suriye'ye yönelik ilgisi Napolyon dönemine kadar uzanıyor. Fransa, yaklaşık iki yüz yıldır Suriye-Lübnan eksenini Orta Doğu'daki nüfuz arayışının temel sahalarından biri olarak görüyor. 1916'da imzalanan meşhur Sykes-Picot Antlaşması ile Suriye ve Lübnan'ın Fransız nüfuz alanına bırakılması ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan manda yönetimi, bu tarihsel ilginin kurumsallaşmasına zemin hazırladı.
1923-1946 arasındaki manda yönetimi boyunca Fransa, Suriye'de yalnızca askerî ve siyasi değil idari, ekonomik ve kültürel alanlarda da güçlü bir nüfuz oluşturdu. Son Fransız askerlerinin 1946'da ülkeden ayrılmasıyla bölgedeki Fransız hâkimiyeti fiilen sona erdi. Ancak Fransa'nın Suriye'ye ilgisi hiçbir zaman bitmedi. Soğuk Savaş yıllarında Şam'ın Sovyetler Birliği'ne yakınlığı, Fransa'nın hareket alanını daraltsa da diplomatik temaslar tamamen kesilmedi.
Soğuk Savaş'ın sona ermesi Fransa'ya Suriye'de yeniden hareket alanı açtı. Özellikle Jacques Chirac ve Nicolas Sarkozy dönemlerinde Şam'la ilişkileri normalleştirme yönünde önemli adımlar atıldı. Sarkozy'nin 2008'de Esad'ı Paris'te ağırlaması ve kısa süre sonra Şam'a iade ziyarette bulunması, bu yakınlaşmanın en somut göstergeleriydi. Ancak 2011'de başlayan iç savaş, Fransa'nın Suriye politikasında yeni bir kırılma yarattı. Fransa, bu tarihten sonra pragmatik sebeplerle Esad yönetimine karşı sert tutum alan ülkelerden biri oldu ve rejim değişikliğini destekledi.
İlerleyen süreçte Fransa, terör örgütü DEAŞ'la mücadele adı altında bir başka terör örgütü YPG/SDG ile yakın bir angajman geliştirdi. Esad yönetiminin devrilmesinin ardındansa bu kez Şara yönetimiyle hızla temas kurdu. Macron önce Mayıs 2025'te Şara'yı Paris'te ağırladı, ardından kendisi geçen hafta Şam'ı ziyaret etti. Sadece bu kısa anlatım çerçevesinde bile yönetimler, liderler ve bölgesel şartlar değişse de Fransa'nın Suriye'ye yönelik ilgisinin ve bölgesel nüfuz arayışının değişmediği anlaşılıyor.
Fransız çıkarcılığı yine devrede
Tarihsel sürekliliğin yanında Fransa'nın Şam'la yakınlaşmak istemesinin arka planında çıkar odaklı dış politika anlayışı yatıyor. Zira Fransa, Şam'daki yeni yönetimle çalışmadan Suriye'nin geleceğinde söz sahibi olamayacağının farkında.Bu nedenle yeni Suriye'de bir düzen kurulacaksa o düzen kurulduktan sonra değil kurulurken masada olmak istiyor.
Fransa'nın bu yaklaşımı........
