menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“YASAL AMA HELAL DEĞİL” TARTIŞMASI

19 0
26.09.2026

Bir cerrahi kongresindeyiz. Dört ayrı bilim dalının katkısıyla yürütülmüş bir çalışma sunuluyor. Hastaları değerlendirenler, verileri toplayanlar, araştırmanın farklı aşamalarında emek veren pek çok bilim insanı var. Fakat bildirinin üzerinde yalnızca iki kişinin adı yazıyor.

Sunum bittiğinde salondaki hocalardan biri söz alıyor. Pek çok kişinin katkı verdiği bir çalışmanın neden sadece iki kişinin çalışmasıymış gibi sunulduğunu soruyor. Sonra itirazını şu cümleyle tamamlıyor: “İki yazarlı bir bildiri sundunuz. Bu yasal olabilir ama Alev Alatlı’nın dediği gibi helal değildir.” Bu itiraz özü itibarı ile haklı bir itiraz. Gerçekten katkı sunmuş insanların adlarını, doçentlik puanı bölünmesin diye yazar listesinden çıkarmak kabul edilemez. Ama bilimsel bir kongrede bir yayın etiği sorunu saptanırken ölçünün “helal” olması bana tuhaf geldi.

Ben de söz aldım. Bilimsel bir toplantıda helal-haram diline ihtiyacımız olmadığını söyledim. Burada bir davranışın dinen caiz olup olmadığını değil, bilimsel emeğin dürüstçe tanınıp tanınmadığını tartışıyorduk. Bunun adı helallik değil, yayın ve araştırma etiğiydi.

Salondaki hocanın gönderme yaptığı cümlenin aslı Alev Alatlı tarafından 3 Aralık 2014’te Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri Töreni’nde edebiyat ödülünü alırken söylenmişti : “Çünkü her yasal hak, helâl değildir.”

Konuşma metnini sonradan okuduğumda Alatlı’nın yasallık ile ahlaki meşruiyetin aynı şey olmadığını vurguladığını düşünmüştüm. Hukukun verdiği her hakkı kullanmanın vicdanen doğru olmayabileceğini söylüyor; modern hukukun karşısına merhameti, kadim değerleri, kul hakkını, fedakârlığı ve helalleşmeyi koyuyordu. Konuşmasında pek çok çarpıcı örnek de vermişti. “İflas eden kardeşinizin satışa çıkarılan evini satın almanız yasal olabilirdi ama helal olmayabilir” demişti. İmar ruhsatı bulunan bir müteahhit şehrin ufkunu bozarken hukuken suçsuz kalabilirdi. Bir petrol şirketi, daha ucuz bir enerji türünün piyasaya çıkmasını önlemek için üretim haklarını satın alabilirdi. Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri de Suruç ile Kobani arasına çizdikleri sınırı “kılıç hakkı” sayabilirdi. Alatlı’ya göre bunların hiçbiri helal değildi. Bu konuşma iktidardan bağımsız bir ahlak konuşması değildi. Alatlı, salondaki Recep Tayyip Erdoğan’a doğrudan “Sayın Cumhurbaşkanım” diye hitap ediyor; hükümetin Suriyeli mültecilere kapı açmasını övüyor, “Dünya beşten büyüktür” sözünü destekliyor, Orwell yaşasaydı Erdoğan’ı ayakta alkışlayacağını söylüyordu…

“Her yasal hak helal değildir” sözü, iktidarın huzurunda yapılan ve seküler hukukun karşısına “kadim değerleri” çıkaran bu konuşmayla siyasal dolaşıma girdi.

Bu yazının asıl konusu değil ama Alatlı’nın kurduğu düşünce düzenine katılmadığımı söylemek zorundayım. Kuşkusuz, yasal olan her şey adil değildir. Ama Alatlı hukukun eksiğini gösterirken karşısına eşitliği, özgürlüğü, insan onurunu ve demokratik denetimi koymuyor. Din, gelenek, “kadim değerler” ve merhameti koyuyor. Aslında bir aydınlanma eleştirisi yapıyor. Ama aydınlanmanın........

© 9 Eylül Gazetesi