menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kabotaj ve Mavi Vatan

31 0
01.07.2026

Mavi Vatanın Omurgası Kabotajdır.

Yürürlüğe girişinin 100. yılını kutladığımız Kabotaj Kanunu, Osmanlı Devleti’ni içeriden çürüten kapitülasyonlara karşı Cumhuriyetin verdiği en güçlü egemenlik cevabıdır. Türk denizcileşme hamlesinin başlangıcı, bağımsız denizciliğin hukuki ve stratejik temelidir. Lozan Antlaşması ile siyasi ve ekonomik bağımsızlığını kazanan Türkiye, Kabotaj Kanunu ile denizlerde de egemenliğini fiilen tesis etmiş, kıyılarında ve iç sularında söz sahibi olma hakkını yeniden kazanmıştır. Bu nedenle kabotaj sadece bir ulaştırma düzenlemesi değil, Cumhuriyetin denizlerdeki bağımsızlık ilanıdır.

KAPİTÜLASYON BELASINDAN KURTULUŞ

Osmanlı’nın denizcilikte geri kalmasının başlıca nedenlerinden biri, yabancılara tanınan kapitülasyonlardı. Limanlardan ticaret filosuna, tersanelerden deniz ticaretine, gemi acenteliklerinden sigortacılığa, hatta deniz ticaret hukukuna kadar uzanan geniş bir alan zamanla yabancıların ve azınlıkların kontrolüne bırakıldı. Denizcilik büyük sermaye, teknoloji ve devlet desteği gerektiren bir alandır. Devlet bu alanlardan çekildiğinde ortaya çıkan boşluğu yabancılar doldurdu. Sonuçta Osmanlı yalnız deniz ticaretini değil, denizcilik kültürünü de kaybetti. Denizlerde egemenliğini kaybeden bir devlet, ekonomik bağımsızlığını da büyük ölçüde kaybetmeye mahkûm olur.

Lozan Antlaşması kapitülasyonları kaldırarak Türkiye’nin siyasi ve ekonomik bağımsızlığını tesis etti. Kabotaj Kanunu ise bu bağımsızlığı denizlerde hayata geçirdi; Türkiye kıyılarındaki yük ve yolcu taşımacılığı ile diğer ticari deniz faaliyetlerini Türk bayrağına ve Türk vatandaşlarına tahsis ederek milli egemenliği denizlere taşıdı. Mustafa Kemal Atatürk’ün Lozan’da kapitülasyonlar konusunda gösterdiği tavizsiz tutum, denizciliğin ekonomik bağımsızlığın ayrılmaz bir parçası olarak görüldüğünün en açık göstergesidir. Bu yönüyle Kabotaj Kanunu, Kurtuluş Savaşı’nın denizcilik ve deniz ekonomisi cephesindeki en büyük zaferlerinden biridir.

DENİZCİLİĞİN MİLLİLEŞMESİ

Cumhuriyet’in ilk yıllarında devlet, kabotaj rejiminin yalnızca kanun çıkarmakla korunamayacağını biliyordu. Bu nedenle limanlara, Seyr-i Sefain İdaresi’ne, milli ticaret filosuna ve deniz ulaştırmasına büyük önem verildi. Kısıtlı imkânlara rağmen yaşlı gemilerle denize çıkan Türk denizcileri, kabotaj hakkını yaşatabilmek için adeta denizde ikinci bir Kurtuluş Savaşı verdi. Pek çok gemi Karadeniz’in sert şartlarında battı, çok sayıda denizci şehit oldu; ancak Türkiye kendi denizlerinde yabancı gemilere yeniden ihtiyaç duymamak için geri adım atmadı.

Atatürk denizciliği yalnızca bir ulaşım meselesi değil, bir uygarlık, kalkınma ve bağımsızlık ülküsü olarak görüyordu. 1 Kasım 1937 tarihli TBMM açılış konuşmasında “Denizciliği Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.” sözleri bu vizyonun en güçlü ifadesidir. Ancak sonraki dönemlerde bu vizyon sürdürülemedi. Denizcilik bütüncül bir devlet politikası hâline getirilemedi. Devlet denizcileşemedi, devlet denizcileşemeyince millet de denizcileşemedi. Oysa tarih göstermektedir ki hiçbir millet kendiliğinden denizci olmaz; halkı denizci yapan, onu bu yönde teşvik eden ve yatırım yapan devlettir.

HALKI DENİZCİLEŞTİRMEK

Denizcileşme yalnızca ticaret filosunu büyütmek ya da yeni limanlar inşa etmek değildir. Denizcileşme, milleti denizle buluşturmaktır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında en büyük eksikliklerimizden biri budur. Yaklaşık yüz otuz yıl önce, 1895 İstanbul’unda 900 bin nüfusa karşılık 35 bin sandal vardı; başka bir ifadeyle her 25 kişiye bir sandal düşüyordu. Bugün ise yaklaşık 86 milyonluk Türkiye’de yedi kişiye bir otomobil düşerken, bir amatör denizci teknesi yaklaşık altı yüz kişiye düşmektedir. Kıyılarımızın büyük bölümü betonlaşmış, ücretsiz halk iskeleleri ve küçük tekne bağlama alanları ortadan kalkmış, marinalar ise orta gelirli vatandaşın ulaşamayacağı fiyat seviyelerine çıkmıştır. Deniz sevgisi çocuk yaşta başlar. Denize erişemeyen, yüzme öğrenemeyen, sandalına sahip olamayan, yelken ve kürekle tanışamayan bir toplumdan denizci millet çıkmaz. Mavi Vatan yalnızca savaş gemileriyle değil, milyonlarca vatandaşın denizle kurduğu organik bağ sayesinde güçlenir. Denizcilik çocuklukta başlar. Bu nedenle eğitim sistemimiz ilkokuldan itibaren deniz sevgisi üzerine yeniden şekillendirilmelidir. Her Türk çocuğu yüzmeyi öğrenmeli, denizi tanımalı, yelken ve kürek sporlarıyla buluşmalıdır. Denizcilik okulları ise yalnızca sınav puanıyla değil, gerçekten denizciliğe gönül vermiş, bu mesleği yaşam biçimi olarak seçmiş gençleri yetiştirmelidir. Bu nedenle amatör denizcilik bir hobi değil, milli güvenlikten başlayarak........

© 12punto