Okullarda mescit ve tartışmanın gerçek bağlamı
Türk sağının önemli isimlerinden biri olan Osman Bölükbaşı bir yerde şöyle der: “Hayatım boyunca bütün sektörleri tetkik ettim, en kârlısının ‘din ticareti’ olduğunu gördüm.” Din bir yerde sektör haline gelmişse onun tacirleri olduğu kadar bu duruma göz yumanlar, sözü edilen ticaretten nemalananlar ve tam da bu doğrultuda yer alan siyasi-ticari bir din ittifakı vardır. Bu ittifak dini temsil etmez; kendi yorumunu, çıkarlarını temsil eder. İttifakın politikalarına, söylemlerine, çizdiği istikamete itiraz etmek de dine itiraz etmek anlamına gelmez.
O halde tartışmalar, özneleri ve bağlamları ile alınır; mantık da bilimsel perspektif de bunu söyler.
Bir örnek ile konuyu açalım isterseniz.
İstanbul Valiliği geçtiğimiz günlerde Kaymakamlıklara bir yazı gönderdi. Söz konusu yazıda mevcut imkânlar çerçevesinde uygun alanların cuma mescidi olarak düzenlenmesi gerektiği belirtiliyordu. Yine yazıya göre “yeni yapılacak okul ve eğitim kurumlarının proje ve planlamalarında, cuma namazı kılınabilmesine imkân sağlayacak, yeterli fiziki kapasiteye sahip mescit alanına yer verilmesi” ifadelerine yer verilmişti.
Ardından mescit kararına farklı kesimlerden farklı tepkiler yükseldi. Akabinde tepkilere yönelik cevaplar kamuoyunda yankı buldu.
Peki, mescit kararına nasıl yaklaşmalı? Sözü edilen tartışmalar toplumsal, siyasal zeminde nasıl ele alınmalı?
Öncelikle şunu ifade edelim ki yazımızın başında da belirttiğimiz üzere hâkim politik yapının din ile ilgili politikalarına itiraz etmek, dini değil iktidarın din siyasetini hedef alır. Uygulanmak istenen icraatın sonuçlarını, bu sonuçların siyasal, toplumsal düzende ortaya çıkaracağı değişim ve dönüşümü ortaya koyar. Nihai olarak........
