Çocuklarımıza Miras Olarak Ne Bırakıyoruz?
Her nesil kendisinden sonrakine bir miras bırakır.
Kimi zaman bu miras bir evdir.
Kimi zaman bir aile şirketidir.
Bazen iyi bir eğitim, bazen de güçlü bir soyadıdır.
Fakat toplumların gerçek tarihinde asıl miras bunların hiçbiri değildir.
Asıl miras, değerlerdir.
Bugün dünyanın en başarılı ülkelerine baktığımızda ilk göze çarpan unsur yalnızca yüksek gelirleri değildir. İsviçre’yi güçlü yapan yalnızca bankaları değildir. Japonya’yı farklı kılan yalnızca teknolojisi değildir. Singapur’u bir şehir devletinden küresel bir merkeze dönüştüren de yalnızca serbest ticaret değildir.
Bu ülkeleri birbirinden ayıran ortak özellik, kuşaktan kuşağa aktardıkları görünmez sermayedir: güven, sorumluluk, disiplin, çalışkanlık ve hukuk kültürü.
Ekonomistler buna “sosyal sermaye” diyor.
Ben buna karakter diyorum.
Servet Önemlidir; Ama Tek Başına Yeterli Değildir
Önce bir gerçeği teslim edelim.
Aç karnına karakter dersi verilmez.
Çocuklarına iyi eğitim sağlayan, güvenli bir ev sunan, sağlık hizmetine erişim imkânı veren anne babalar en temel görevlerini yerine getirirler. Yoksulluğu erdem gibi sunmak, hem gerçekçi değildir hem de adil değildir.
Fırsat eşitliği, karakter gelişiminin düşmanı değil; ön şartıdır.
Bu nedenle çocuklara ekonomik güvence bırakmak yanlış değildir.
Yanlış olan, bunun yeterli olduğunu sanmaktır.
Çünkü servet bir araçtır.
Onu anlamlı kılan ise onu kullanan insandır.
Üç Kuşak Kuralı
Aile şirketleri üzerine çalışan danışmanlar dünyada çok iyi bilinen bir olgudan söz eder.
“Shirtsleeves to shirtsleeves in three generations.”
Birinci kuşak serveti kurar.
İkinci kuşak büyütür.
........