Salı akşamı ünlü sarışın davete üzerinde ünlü post-it sanatçısının elbisesi ile gelmiş, kimse fark etmemiş
İstanbul kültür günleri turum devam ediyor.
Bugün iki farklı mekandan iki ilginç konu…
Hem de kimsenin farketmediği iki olay.
Tabii şu sıralar sadece Contemporary İstanbul Sanat Fuarı yok.
Şehrin her tarafında bir çok başka kültürel olay var.
Mesela önceki akşam Arnavutköy’ün arka sokaklarından birinde gördüğüm bir sergi…
Önce ondan başlayayım.
Sonra İstanbul’un geçen Salı akşamı yaşadığı “Legally Blonde” olayı…
Bob Dylan ve James Baldwin arasına giren ikinci yeni şairi
Bir tablo düşünün ki, arkada bir İstanbul manzarası…
Ve önünde 5 tanıdık sima…
James Baldwin, Yevgeni Yevtuşenko, Nina Simone, Bob Dylan ve…
Edip Cansever.
İkinci Yeni akımının büyük şairi.
Ne alaka diyeceksiniz.
Anlatayım.
Bir İskoç sanatçısının Louvre Müzesindeki dil ve şehir hafızası
İskoç asıllı şair ve sanatçı Robert Montgomery’nin bir eseri bu.
Montgomery kendi sözlerinden hareketle şehir enstalasyonları yapıyor.
Eserleri daha önce Paris’te Louvre Müzesi, Albright Knox ve Aspen Art Müzesi gibi prestijli mekanlarda sergilenmişti.
Bir Arnavutköy sokağında sorduğum Cansever sorusu
Şimdi Arnavutköy’de, tipik bir İstanbul mahallesinde, İstanbul74’ün galerisinde sergileniyor.
Sahipleri İstanbul74’ü düzenleyen Demet Müftüoğlu Eşeli ve eşi Alphan Eşeli.
Önceki akşam o serginin açılışı vardı.
Kalabalık ve neredeyse üst üste bir mekanda gezdim sergiyi.
Şansıma rehberim de sanatçının bizzat kendisiydi. Uzun uzun anlattı.
İşte o sergi için yaptığı bir İstanbul tablosuna bu 5 sanatçıyı yan yana koymuştu.
Tabii çok sevdiğim James Baldwin, çok sevdiğim Bob Dylan ve Nina Simone arasında onun portresini de görmek beni çok mutlu etti.
James Baldwin Yaşar Kemal’e ne demişti?
Beni buraya serginin adı çağırdı.
“James Baldwin’in Balkonundaki İstanbul…”
Baldwin, 1961 ile 71 arasında aralıklarla hep İstanbul’a gidip geldi ve uzun süre yaşadı.
O yıllarda Amerika’da hem siyah, hem gay olmanın sıkıntısını bir ölçüde Türkiye’de attı.
1961 Anayasasının Türkiye’ye getirdiği özgür yıllardı.
Yaşar Kemal’e “İstanbul’da kendimi özgür hissediyorum” demişti.
Beni bu sergiye Galata Köprüsü üzerinde çekilen bir kare getirdi
Montgomery’ye sergiye niye bu ismi verdiğini sordum.
Bir gün onun Galata Köprüsü üzerinde çekilmiş fotoğrafını görmüş.
1966 yılında fotoğrafçı Sedat Pakay’ın çektiği bir fotoğraf bu. Galiba Amerika’daki Smitsonian Koleksiyonunda bulunuyor.
İşte o fotoğraf etkilemiş.
Peki Edip Cansever o beşli kareye nasıl girdi?
İskoç bir şair, Edip Cansever’i neden böyle bir kareye sokar?
“İstanbul’da ticari olsun” diye mi…
Tabii ki öyle düşünseydi daha ticari bir sima bulabilirdi.
Bana onun nedenini anlattı.
Bence etkileyici bir........
