menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Macaristan’da seçimi büyük güçler mi kazanacak halkın iradesi mi?

19 0
12.04.2026

Bugün siz bu satırları okurken, belki de dünyanın en önemli siyasal-sosyal testlerinden biri gerçekleşiyor olacak. Bu yüzden kendinizi ABD-İsrail-İran savaşından birkaç gün kurtarıp dikkatlerinizi Macaristan’a yöneltmenizi isteyeceğim.

Macaristan’da bugün genel seçimler var. 16 yıldır iktidarda bulunan Victor Orbán, Macar halkından ülkeyi yönetebilmek için bir kez daha vize isteyecek. Orbán’ın arkasında, ABD, Rusya ve Çin var. Bugüne kadar yeryüzünde benzeri pek görülmemiş bir büyük güçler koalisyonu Orbán’ın yeniden seçilmesini istiyor. Macar halkının (her gün biraz daha azaldığı ileri sürülen) bir kesimi de oyunu yine Orbán’dan yana kullanacak. 

Orbán’ın karşısında ise, Avrupa Birliği’nin ve anketlere göre halkın geniş bir çoğunluğunun desteklediği Péter Magyar var. Orbán’ın partisinden koparak muhalefete geçen ve Orbán ile yandaşlarını eleştiren Magyar’ın anketlerdeki oy oranı, seçim günü yaklaştıkça artış gösterdi. Bloomberg’in haberine göre aradaki fark geçtiğimiz hafta ortası 19 puana kadar yükseldi.  

Trump’ın ve Putin’in yanı sıra Şi Jing Ping’in de desteğini alan Orbán’ın iktidardan düşmesi, seçimli otokrasinin siyasal pratikleri açısından dünyaya örnek olan bir liderin çöküşü anlamına gelecek. Avrupa’da durdurulamaz sanılan aşırı sağ ağır bir darbe alacak. Halkın iradesi büyük güçler karşısında zafer kazanacak. 

Orbán’ın hikâyesi, sadece Orbán’ın hikâyesi değil

Victor Orbán’ın (63) hikâyesi aslında, popülist seçim vaatleriyle iş başına geldikten sonra, iktidarı her türlü denetimden arınmış olarak sürdürebilmek ve sonraki seçimleri garantilemek için, yargıyı, siyasal sistemi ve seçim sistemini değiştiren tüm otokratların hikâyesi… 

Orbán 2010’da yolsuzlukla mücadele, milli ekonomi, işsizliğin önlenmesi, sosyal güvence, refah artışı ve ulusal birlik vaatleriyle seçimi kazandı.  

Ama iktidarı süresince mevcut siyasi elitleri tasfiye edip kendi yandaşlarını kritik mevkilere yerleştirerek, yolsuzlukları önlemek yerine yandaşlarına kanalize ederek ve merkezileştirerek, kamu destekli işsizlik programlarını genişletip bunları parti çevresine dağıtarak, işsizlik istatistikleriyle oynayarak vaatlerini yerine getiriyormuş gibi yaptı. İlk dönemde IMF borçlarını erken kapatması, mevcut ekonomi elitlerine ek vergiler getirmesi, kriz sonrası ekonomik büyümeyi yeniden sağlayabilmesi meşruiyetini destekleyen unsurlar oldu. Bunlar iktidarını perçinlemesini sağlayacak hamleler için ona zaman kazandırdı. 

2010’da Orbán’ın Partisi Fidesz anayasayı değiştirebilecek bir çoğunlukla iktidara gelmişti. 2011’de Orbán’ın iktidarını süreklileştirecek anayasa değişiklikleri yapıldı. Anayasa Mahkemesi’nin yetkileri daraltıldı. Üye sayısı artırılarak ve Orbán’ın adamlarının eklenmesi ile mahkemenin yargıç ağırlığı Fidesz’in lehine değiştirildi. Emeklilik yaşı düşürülerek çok sayıda üst düzey yargıç tasfiye edildi. Yerlerine hükümete yakın isimler atandı. Ulusal Yargı Konseyi’nin yetkileri azaltıldı ve yargı mekanizması Adalet Bakanlığı’nın kontrolüne girdi. Hükümet Sayıştay’ı da denetimine aldı.

2010’da çıkarılan Medya Yasası ile medya denetim kurumları hükümete bağlı hale getirildi. “Dengesiz Yayın” gibi muğlak gerekçelerle ağır para cezaları uygulanabilir oldu. Medya’nın ’inin hükümeti destekleyen sermaye gruplarının eline geçmesi sağlandı. Devlet ilânları ve reklâmları sadece bu yayın organlarına yönlendirildi. Hükümeti eleştiren sivil toplum kuruluşlarına “dış güçlerin uzantısı” suçlamaları yöneltildi. STK’lar bürokratik ve mali yüklerle sindirildi. “Egemenliği Koruma Ofisi”, medya ve STK’ları soruşturma, fişleme ve mali olarak cezalandırma yetkileriyle donatıldı. 

Seçim çevreleri yeniden düzenlendi. Bölgeler arasında orantısız bir sandalye dağılımı ile, yüzde 50’nin altında oy alınsa bile, anayasal çoğunluk elde edilebilecek bir sistem kuruldu. Komşu ülkelerde yaşayan etnik Macarlara oy hakkı verildi, Avrupa’da yaşayan ve genellikle muhalif olan Macarların oy kullanması zorlaştırıldı. 

Ulusal Birlik vaadiyle iş başına gelen Orbán, “biz ve onlar” siyaseti güttü, kutuplaşmayı kalıcı hale getirdi Muhalifler ya “Brüksel ajanı” oldu ya “Sorosçu” damgasını yedi. Muhalefet ile “ulusal çıkarları tehdit” eş anlamlı hale getirildi.

Bir skandaldan doğan muhalefet

Muhalefet lideri Péter Magyar (45), iktidar partisinin 22 yıllık üyesiyken, 2024’te istifa ederek Tizsa’yı (Saygı ve Özgürlük) kurmuştu. Péter Magyar’ın Fidesz’den (Macar Yurttaş Birliği) istifası Orbán hükümetini sarsan büyük bir skandalın arkasından gelmişti. 

2023 yılında bir devlet yurdunun müdürü çocuklara cinsel istismarda bulunmakla suçlanmıştı. Yurdun müdür yardımcısı istismarı örtbas etmek için mağduru tehdit etmiş ve ifadesini geri aldırmıştı. Bu olay ortaya çıkınca mağdura baskı yapan müdür yardımcısı 3 yıl 4 ay hapse mahkum oldu, kamu görevinden ve meslekten menedildi. Ancak 2024’te Macaristan’ın ilk kadın cumhurbaşkanı Katalin Novak bu müdür yardımcısını affetti. Macar yasaları gereği bu affı Adalet Bakanı’nın da onaylaması gerekiyordu. Kararı imzalayan adalet bakanı, Péter Magyar’ın ayrılmak üzere olduğu eşi, Judith Varga’ydı. 

Magyar bu olay üzerine, henüz resmen eşi olan Varga’yı, Fidesz hükümetini ve Cumhurbaşkanı’nı açıkça suçlayarak devletteki tüm görevlerinden çekildi ve iktidardan ilk büyük kopuşu başlattı. 

“Çocuk istismarına sıfır tolerans” söylemi ile ortalıkta dolaşan bir iktidarın en tepesindekiler, bir örtbas eylemine ortak olmuştu. Bu, toplumda ağır bir tepkiye yol açtı. Cumhurbaşkanı istifa etti. Adalet Bakanı Varga parlamento üyeliğinden ve aktif siyasetten çekildi. Fidesz’in oy oranları düşerken Magyar’ın yükselişi başladı. Magyar daha ilk yılında Avrupa Parlamentosu seçimlerinde 0’a yakın oy alarak partisini ikinci sıraya yükseltti. Doğu Çalışmaları Merkezi’nin (Center for Eastern Studies – Varşova) konuyla ilgili bir analizindeki yoruma........

© 10 Haber