Türkiye’nin Arabuluculuk Diplomasisi: İmkânlar ve Sınırlar
Türkiye’nin Arabuluculuk Diplomasisi: İmkânlar ve Sınırlar
Dışişleri Bakanı Fidan bölgesel barışı korumak ve ülkelerarası koordinasyonu artırmak amacıyla 29 Mart 2026′ da İslamabad’da Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistanlı mevkidaşlarıyla düzenlenen kritik dörtlü zirveye katılmıştı. (Foto: Pakistan Dışişleri Bakanlığı)
Türkiye’nin arabuluculuk diplomasisi artık yalnızca tarafları masaya getirme becerisiyle ölçülmüyor. Deniz güvenliği, enerji hatları, savaş sonrası düzen, teknik kapasite ve bölgesel istikrar gibi somut alanlara uzanıyor.
Bunun güncel örneklerinden biri Hürmüz Boğazı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran ile ABD arasında muhtemel bir anlaşma sonrasında Türkiye’nin Hürmüz’de mayın temizleme çalışmalarına katılabileceğini söyledi. Bu, Ankara’nın kriz sonrası güvenlik ve insani istikrar üretimine teknik katkı sunma iddiasını gösteriyor. İkinci örnek Karadeniz. Ukrayna savaşı bitmeden savaş sonrası güvenlik tartışılıyor. Türkiye, Montrö’yü uygulayan, tahıl koridorunda rol oynayan, Rusya ve Ukrayna ile konuşabilen bir aktör olarak öne çıkıyor.
Kısacası mesele artık sadece konuşmak değil. Hangi krizlerde, hangi kapasiteyle sonuç üretileceği. Bu bağlamda da sorunun tamamını çözmektense bir kısmına dahil olmak da önemli.
Arabuluculuğun Kurumsallaşması
Bu bağlamda, Nisan 2024’te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Uluslararası Arabuluculuk Genel Müdürlüğü’nün kurulması önemli. Bu karar, Türkiye’nin arabuluculuk iddiasını geçici diplomatik hamlelerden çıkarıp kurumsal bir devlet kapasitesine dönüştürme arayışını gösteriyor. Çünkü arabuluculuk yalnızca liderler arası telefon diplomasisi veya sembolik toplantılarla sürdürülmemeli. Kurumsal bir anlayış şart ve Türkiye bu kimliği uzun süredir inşa ediyor. 2010’lardan itibaren Ankara kendisini krizlere tepki veren değil, krizleri önlemeye çalışan, tarafları konuşturan ve kolaylaştırıcı rol üstlenen bir aktör olarak konumlandırdı. BM, AGİT ve İİT bünyesindeki Arabuluculuk Dostlar Grubu girişimleri, İstanbul Arabuluculuk Konferansları ve temas diplomasisi bu markanın parçalarıydı.
Rusya-Ukrayna savaşı bu iddianın en görünür sınavı oldu. İstanbul görüşmeleri ve tahıl koridoru Türkiye’ye bir sıfat kazandırdı ve fakat kalıcı barış sağlanamadı. Çünkü güvenlik talepleri, toprak meselesi, Batı’nın savaş stratejisi ve Moskova’nın hesapları Ankara’nın tek başına değiştirebileceği unsurlar değildi. Hürmüz’de........
