“Aile ve Nüfus 10 Yılı” Kararı ve Eşitlik İlkesi
“Aile ve Nüfus 10 Yılı” Kararı ve Eşitlik İlkesi
Cumhurbaşkanı Erdoğan Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı’nda yaptığı konuşmada, stratejik önceliklerini aile kurumunun ve nesillerin korunması; evlilik müessesesinin teşviki; doğurganlık hızının artırılması; gençlerin nitelikli yetiştirilmesi ve yaşlı refahı ile kırsalın yerinde kalkınması ve nüfusun dengeli dağılımı olarak sıralamıştı. TKDF Başkanı Güllü, bu stratejiyi Anayasa ve pozitif ayrımcılık bakımından eleştiriyor. (Foto: X/RTErdogan)
Resmî Gazete’de yayımlanan “Aile ve Nüfus 10 Yılı” kararı, Türkiye’de sosyal politikaların yönünü belirleyen önemli bir çerçeve olarak sunulmaktadır. Bu karar, nüfus artışını teşvik eden ve aile yapısını merkeze alan bir yaklaşımı kurumsallaştırmayı hedeflemektedir. Ancak bu yaklaşım, anayasal ilkeler ve kadın politikaları açısından ele alındığında ciddi tartışmaları da beraberinde getirmektedir.
Anayasa’nın 10’uncu Maddesi
Bu noktada temel referans, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 10’dur. Söz konusu madde, kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu açıkça ortaya koymakla kalmaz; aynı zamanda devletin bu eşitliği sağlamakla yükümlü olduğunu da vurgular. Üstelik bu yükümlülük, yalnızca biçimsel bir eşitliği değil, kadınların dezavantajlı konumlarını gidermeye yönelik pozitif ayrımcılık politikalarını da içerir.
Ancak “Aile ve Nüfus 10 Yılı” kararına dayanan söylem, bu anayasal çerçeveyle uyumlu bir perspektif sunmamaktadır. Aksine, kadını birey olarak değil, aile içindeki rolü üzerinden tanımlayan bir yaklaşım güçlendirmektedir. Bu durum, kadınların yurttaşlık haklarını ve kamusal alandaki varlığını geri plana iten bir politika diline işaret etmektedir.
Kadını Birey Olarak Güçlendirmek
Sahada uzun yıllardır kadın politikası çalışmış biri olarak benim açımdan bu söylemin en kritik sorunu şudur: Kadın politikası, kadını aileye indirgemek değil; kadını birey........
