Türkiye’nin Jeopolitik Primi ve Güven Açığı
Türkiye’nin Jeopolitik Primi ve Güven Açığı
Hakan Fidan’ın G7 zirvesi sırasında Rusya ile görüşmeler yapması sembolik açıdan oldukça önemliydi. Türkiye’nin Moskova ile doğrudan temas kurması uzun süredir sürdürdüğü çok yönlü dengeleme siyasetinin güncel bir yansıması olarak görülmeli. (Foto:X- @trhaber_com)
Türkiye son dönemde uluslararası siyasetin birden fazla kriz hattında yeniden görünür hale geldi. Avrupa Parlamentosu’nun çok negatif Türkiye raporu, Ankara’nın demokrasi, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve muhalefet üzerindeki baskılar nedeniyle Avrupa ile ilişkilerinde ciddi bir normatif maliyet taşıdığını bir kez daha gösterdi. Aynı dönemde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın G7 zirvesi sırasında Rusya’da temaslarda bulunması, Türkiye’nin Batı güvenlik mimarisi içinde yer alırken Moskova ile doğrudan konuşabilen az sayıdaki NATO aktöründen biri olduğunu yeniden hatırlattı. Bulgaristan’daki Karadeniz, NATO ve enerji güvenliği temasları da Türkiye’nin Avrupa güvenliği açısından hâlâ merkezî bir konuma sahip olduğunu ortaya koydu.
Bu tablo Türkiye’nin güncel jeopolitik önemini açıkça gösteriyor. Ancak aynı zamanda ciddi bir paradoksu da beraberinde getiriyor. Türkiye, Karadeniz, Suriye, enerji koridorları, Rusya ve Ortadoğu dosyalarında vazgeçilmez bir aktör olarak öne çıkıyor. Fakat içerideki demokratik gerileme, kurumsal zayıflama, yargının siyasallaşması ve Batı ile büyüyen güven sorunu bu jeopolitik değeri daha kırılgan hale getiriyor.
Başka bir ifadeyle Türkiye bugün önemli, görünür ve gerekli bir aktör; fakat bu onun otomatik olarak güvenilir, öngörülebilir ve kalıcı biçimde etkili bir ortak olduğu anlamına gelmiyor.
Denge Siyasetinin Getirisi ve Sınırı
Hakan Fidan’ın G7 zirvesi sırasında Rusya ile görüşmeler yapması sembolik açıdan oldukça önemliydi. G7’nin ana gündemlerinden biri Ukrayna savaşı, Rusya’ya yönelik baskı, yaptırımlar ve enerji güvenliğiyken Türkiye’nin Moskova ile doğrudan temas kurması, Ankara’nın klasik bir Batı müttefiki gibi davranmadığını gösterdi. Fakat bu durum basitçe bir “eksen kayması” olarak okunmamalı. Daha doğru okuma, Türkiye’nin uzun süredir sürdürdüğü çok yönlü dengeleme siyasetinin güncel bir yansıması olarak görülmeli.
Türkiye Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü destekliyor, NATO üyesi olarak Karadeniz’deki güvenlik risklerini doğrudan hissediyor ve Avrupa güvenlik mimarisinin parçası olmayı sürdürüyor. Aynı zamanda Rusya ile enerji, ticaret, turizm, Suriye, Kafkasya ve Karadeniz güvenliği üzerinden koparılamayacak ilişkilere sahip. Bu nedenle Ankara’nın........
