menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

DEM PARTİ TÜRKİYE PARTİSİ OLABİLECEK Mİ?

282 0
02.03.2026

Siyasî Partiler Kanunumuzun 80. Maddesi şu hükmü taşımaktadır: “Siyasî Partiler, Türkiye Cumhuriyeti'nin dayandığı Devletin Tekliği ilkesini değiştirmek amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.”  Md. 82: “Siyasî Partiler bölünmez bir bütün olan ülkede bölgecilik veya ırkçılık amacını güdemezler.” Dem Parti'ye bu maddeleri bir kez daha hatırlatmak gerekiyor. Çünkü, ısrarla tâkip ettikleri siyaset, Siyasî Partiler kanunumuza ve anayasamıza  aykırıdır. DEM Parti'nin sözcüleri anadilde eğitimi, anayasamızın değiştirilemez ilk dört maddesinin değiştirilmesini, anayasadan Türklük kavramının çıkarılmasını, 'Anayasal Vatandaşlık' gibi ucube bir kavramın anayasaya konulmasını, özyönetimi talep etmektedirler. Bu talepler kabul edildiğinde ortaya paramparça bir Türkiye tablosu çıkar. Türkler ve Kürtler olarak birlikte yaşamamız imkânı ortadan kalkar. Çünkü, Anadilde eğitim ve özyönetim nedeniyle, Kürtlerin yoğun olarak bulundukları Batı illerinde Kürtlerin çoğunlukta olduğu yerlerde Kürt yönetimleri kurulacak ve bu da, Türklerin Türk yönetimlerinin bulundukları yerlere, Kürtlerin de Kürt yönetimlerinin bulunduğu yerlere göç etmeleri sonucunu doğuracaktır.  Yâni kaçınılmaz olarak bir bölünme yaşanacaktır. Ayrıca şunu da belirtelim ki dünyanın bütün ülkelerinde eğitim dili, o ülkenin Resmî Dilidir. Ülkemizin Resmî Dili de Türkçedir. Bunun tartışmaya açılması bile kabul edilemez. Anadilde eğitim bizi böler. Bu topraklarda birlikte yaşamaktan başka çâremiz olmadığını artık anlamalı ve mutluluğun yollarını birlikte aramalıyız. Ayrıca, şunu bir kez daha hatırlatalım ki, DEM Parti, hayâl âleminde tehlikeli bir şekilde sörf yapmaktadır. Taleplerinin gerçekleşmesi mümkün değildir. Kaldı ki, akıl ürünü de değildir.Sol her şeyden önce Anti-Emperyalisttir. Ancak, bizim, Sol ideoloji ile hiçbir ilgileri kalmayan ülkemiz solu ve DEM Parti'de, bugüne kadar, emperyalizmi eleştiren tek bir lâf işitilmemiştir!Batılı 'dostlarımızın' Kürtçülere bugüne kadar verdikleri desteğin sebebi, Kürt vatandaşlarımızı çok sevdikleri için değildi. İşte, Suriye'de 15 yıl destekledikleri, binlerce TIR silah yardımı yaptıkları, eğitip, donattıkları PKK'yı bir anda sattılar. Peki, niçin? Çünkü, Türkiye'nin üstün Silahlı Kuvvetleriyle Suriye'yi kontrol ettiğini ve buradaki PKK güçlerini yok edecek kabiliyette olduğunu görerek, PKK ile işbirliği yerine Türkiye ile işbirliğini tercih ettiler. Çünkü, bu tercih onların daha menfaatineydi. Silahlı Kuvvetlerimizin kararlı mücadelesi ile PKK, ülke içinde eylem yapamaz bir duruma getirildikten sonra, Suriye'de de bitme noktasına getirildi. Şimdi sıra Irak'a geldi.  Çünkü, “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” amacımızın gerçekleşmesi için bu şart! Bakırhan'ın Küstah Açıklaması:  Dışişleri Bakanımız sayın Hakan Fidan, Suriye'den sonra, sıranın Irak'ta olduğunu ima eden bir açıklama yaptı. Bir süre sonra DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan âdeta, bu açıklamaya cevap niteliğinde olan şu küstah sözleri sarf etti:  “Uyarıyoruz: Irak ne Libya'ya ne Suriye'ye benzer!”Cirmine bakmadan çıkmış Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni tehdit etmeye kalkmış! Bu hadsize birilerinin çıkıp haddini bildirmesi gerekiyor! Anlaşılan o ki DEM Parti, Cumhur İttifakı'nın, “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” için kendilerine uzattığı dostluk ve kardeşlik elini, devletimizin 'acizliği' gibi değerlendirerek, pazarlık yapmaya kalkıyor! DEM Parti'ye, pazarlık yapacak bir durumda olmadığı lisan-ı münasiple hatırlatılmalıdır.  Bu ülke aydınlarının, Tanzimat'tan bu yana en büyük yanılgıları, demokrasimizi ne kadar çok geliştirirsek, Batı tarafından o kadar el üstünde tutulacağımıza inanmalarıdır. Batılı 'dostlarımızın', bizim, demokratik ya da, otoriter bir yönetim olmamız pek umurlarında değildir. Onlar için önemli olan, iş başına gelen iktidarların kendileriyle birlikte hareket etmeleridir.  Kürt aydınları, Tam Bağımsız bir ülkede, mutluluk ve refah içinde yaşamanın yegâne yolunun, Türk Kimliğini inkâr ederek değil; benimseyerek mümkün olduğunu artık görmeli; etnikçi dili terk ederek, ülkenin sorunları için çözüm önerilerinde bulunmalıdırlar. TRT'deki bir mülâkatından Cem Karaca'nın şu sözlerini not etmişiz: “Bir Fransız'a, 'Kimsin?' diye sorsan, 'Fransız'ım,  Katoliğim' der. Bana sorsalar; 'Türk'üm, Müslümanım' derim.  Bundan kimsenin gocunmaması lâzım.”Hatırlatalım: Bu büyük Türk Sanatçımızın annesi Ermeni asıllıydı!Avrupa ülkelerinde yaşayan başka etnik kökenlere mensup insanlar kendilerini, “Alman'ım, Fransız'ım” diye tanımlıyorlar fakat, bize gelince, bir türlü, “Türk Vatandaşıyım” diyemiyorlar! Şunu da hatırlatalım ki, Anayasamızdaki TÜRK kavramı bir etnik aidiyeti ifade  etmemektedir!

NOT: İsrail'in İran'a Saldırısı!Siyonist İsrail Amerika'nın desteğiyle, Cumartesi sabahı İran'a saldırı başlattı. Mübarek Ramazan ayında yapılan bu saldırı tam bir haydutluk örneğidir. Dünya bu haydutluğa karşı tavır almalıdır. Bu saldırı,  Siyonist İsrail'in bölgemiz ve dünya için nasıl bir belâ olduğunu göstermektedir.


© Yeşilgiresun