YAŞAM ANILARIN SENTEZİDİR
Ömür denilen insanların yaşam süreleri inişli çıkışlıdır. Özellikle bizim ülkemizde insanlar yaşamlarını kendileri yönlendiremezler. Hayat sanki hoyratça akan bir sel gibidir. Nerede duracağı ya da geçerken nerelere çarpacağı hiç belli olmaz. Hele bizler gibi köyde yoksulluk içinde Dünya’ya gelmişsen hiç şansın yoktur. Akıntı seni nereye götürürse hangi çalılık tutarsa orada kalırsın. Oradaki yaşam denen kaderini çalılıktaki birikintiler belirler.
İlkokul ve Ortaokulu Görele’de bitirdikten sonra Giresun Lisesine kayıt oldum. Babam beni akrabasına teslim edip gitti. O gece sabaha kadar ağladığımı hatırlıyorum. Ders çalışma ortamım hiç yoktu adeta sığıntı gibiydim. İkinci yarıyıl beni bıraktılar neden bıraktıklarını hatırlamıyorum. Bu sefer de dayımın yanına sığındım. Dayım İtfaiye Amiri idi. Kumandandı lakabı. Bir oda bir mutfak olan evine üç erkek iki kız çocukların yanına beni de almak zorunda kaldı. Ders çalışma ortamım hiç kalmamıştı. O sene doğal olarak sınıfta kaldım. İkinci sene paralı ama ilkel fiziki yapısı olmayan bir yurda yatırdılar. Zor da olsa ikinci sınıfa geçebildim. Diğer sene yine ders çalışma ortamı nerede ise hiç olmayan bir yurtta tekrar sınıfta kaldım. Babam beni okuldan almak istedi. Ben inadına okumak istiyordum. Bir akrabamızın sayesinde paralı yatılı yurdu olan Rize Lisesi ne kayıt oldum. Disiplinli ve sağlıklı bir ortam bulmuştum. O yıllar notların ne olurlarsa olsun lise bitirmeleri altı mecburi iki seçmeli dersten sınava girilerek bitiriliyordu. Bu sınavların sonunda da Rize Lisesini derece ile bitirdim. Hacettepe Üniversitesi Fransız Filolojisini kontenjandan kazandım.
Ailem cebime harçlık koyarak kayıt için beni Ankara’da bir yakınımıza gönderdi. Otobüs firmasında biletçilik yapıyordu. Arayıp bulduğumda gececi olduğunu gündüz gelemeyeceğini söylediler. Şaşkın şaşkın etrafıma bakmaya başladım. Tek başıma idim, hiç il dışına çıkmamıştım. Hiç otele gitmemiştim, otele nasıl gidilir onu da bilmiyordum. Kızılay'da bir büfeden alışveriş yaparken tanıdık bir sesin sigara istediğini duydum. Bu ses benim gönderildiğim yakınımızın kardeşi çocukluk arkadaşım Remzi idi. Aniden sarıldık birbirimize. O da bir otobüs yazıhanesinde çaycılık yapıyordu. Merak etme birlikte gideriz dedi. Çok rahatlamıştım. Remzi’ inin işi bir türlü bitmiyordu zaman da hızlı geçiyordu. Saat akşam 17.00 ye yakın çıktık 4(dört) dakika geç kaldık. Görevli kayıt süresinin geçtiği düşüncesi ile beni kayıt etmedi. Çok üzüldüm, oradan İstanbul’a gittim. Puanım yüksek olduğu için birçok fakülteyi kazanmıştım. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü idealimdi, hemen kayıt yaptırdım. Tarih’e merakım Ortaokul yıllarında başlamıştı. İnsanlığın geçmişini çok merak ediyordum. Okul başladı çok mutlu idim. Trabzon Öğrenci Yurduna kayıt yaptırdım. Sabah kalktığımda başımda Şükrü amcam duruyordu. Bana senin burada ne işin var. Ev boş duruyor. Ben kaydını sildirdim, hemen eve gidiyoruz çantanı hazırla dedi. Amcam gemici idi. Sefere gidiyordu. O zaman büyük oğlu Murat bir yaşında idi. Fakülte yıllarında rahmetli amcamlarda kaldım. Amcamın ve yengemin emeklerini unutamam. Işıklar içinde uyusunlar.
1968 yılında başlayıp 1972 yılında biten Dört yıllık fakülte yıllarım su gibi aktı geçti. Fakülte yıllarım çok hareketli idi. Bizler adeta yerimizde duramıyorduk. Vietnam Savaşı bizleri çok etkiliyordu. Nerde bir panel nerede bir yürüyüş varsa orada idim. O sıra Milliyet Gazetesinin Hasan PULUR köşesine bir şiir döştü. “ANAYASO” ZAP SUYUNDAKİ çileleri anlatıyordu. Şiirin ŞEMSİ BELLİ ye ait olduğunu öğrendik. Bu şiir hepimizi derinden........
