menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hacı Cevat Güldoğan

16 0
12.09.2026

“Çığlıklarımızın Gömüldüğü Toplu Mezarlık” benim bir 12 Eylül hatırlatmamdır…

Üzerinden tam 46 yıl geçti.

46 yıl boyunca her 12 Eylül geldiğinde aynı tarihe yeniden dönüyor, o karanlık günlerin ardında nelerin kaldığını hatırlamaya ve hatırlatmaya çalışıyoruz.

Ben 12 Eylül’ü hep şöyle tarif ediyorum yıllardır; “12 Eylül 1980 Çığlıklarımızın Gömüldüğü Toplu Bir Mezarlık…”

Çünkü o günlerde çok şey gömüldü.

Özgürlük duygusu gömüldü.

Kimi insanların hayatları, kimi insanların umutları, kimi insanların gençlikleri o karanlığın altında kaldı.

Sözde kaçarken vurulanlar(!)

Ve bütün bunların arasında duyulmayan çığlıklar…

Fakat bugün geriye dönüp baktığımda, 12 Eylül’ü yalnızca bunlarla hatırlamanın da eksik olduğunu düşünüyorum.

Çünkü o karanlığın içerisinde, çığlıklarımızı duyan insanlar da vardı.

Bizim derdimizi kendi derdi bilenler…

Bizim sıkıntımızı kendi sıkıntısı sayanlar…

Bizim için zamanını, emeğini, parasını, huzurunu ortaya koyanlar…

Elbette önce ailelerimiz vardı.

Evlatlarının başına ne geldiğini öğrenmek için kapı kapı dolaşan, cezaevlerinin önünde bekleyen, çocuklarının acısını kendi yüreğinde taşıyan anne babalarımız…

Ama bir de bizim gücümüzün tükendiği/yetmediği yerde, bizim adımıza konuşan, bizim için kapı çalan, bizim arkamızda dimdik duran ağabeylerimiz vardı.

İzmir’den bugün bir çırpıda sayabileceğim isimler var; Hacı Cevat Güldoğan, Hacı Ömer Kaplan, Sıddık Sami Topaloğlu, Semih Uşaklıoğlu, Alpaslan Saygıner, Mehmet Karanfil, Abdullah Baltacı…

Onların her birinin ayrı bir hikâyesi, ayrı bir fedakârlığı vardır.

Ama bugün özellikle bir ismin önünde durmak istiyorum; Hacı Cevat Güldoğan ağabeyin…

Çünkü bazı insanlar vardır; hayatınızın bir döneminde yanınızda bulunmuş gibi görünürler ama aslında hayatınızın tamamına dokunmuşlardır.

Cevat ağabey benim için böyle bir insandı.

12 Eylül sonrasında İzmir’de ülkücü hareketin yaşadığı büyük sıkıntıların içerisinde, maddî ve manevî olarak fedakârlık yapan, zamanını ve emeğini ortaya koyan insanların başında geliyordu.

Hacı Ömer Kaplan ağabey ile birlikte, o zor yıllarda İzmir’de birçok insanın elinden tutan, birçok ailenin kapısını çalan, birçok gencin yanında duran isimlerdendi.

Bunu yaparken de bir gün karşılığını almak gibi bir hesapları yoktu.

Bir siyasi gelecek hesabı yoktu.

Bir makam beklentisi yoktu.

Birileri kendilerini alkışlasın diye yapmıyorlardı.

Onlar, inandıkları değerlerin gereğini yaptıkları için yapıyorlardı.

Belki de asıl büyüklükleri buradaydı.

Çünkü insan bazen başkasının arkasında dururken aslında kendi vicdanının........

© Yeniçağ